A.İsmetpaşa İlköğretim Okulu - Makaleler http://www.ismetpasa34.k12.tr/ Atışalanı İsmetpaşa İlköğretim Okulu Atışalanı İsmet Paşa İlköğretim Okulu A.İsmetpaşa İlköğretim Okulu A.İsmet Paşa İlköğretim Okulu İsmetpaşa İlköğretim Okulu İsmet Paşa lköğretim Okulu tr admin@ismetpasa34.k12.tr admin@ismetpasa34.k12.tr Mon, 21 May 12 01:42:07 +0300 Çatlak Kova http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=50 Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.<br /><br /> "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum."<br /><br /> "Neden?." Diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?" Kova cevap vermiş.<br /><br /> "Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun."<br /><br /> Sucu şöyle demiş:<br /><br /> "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri farketmeni istiyorum."<br /><br /> Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanını bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyununu yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.<br /><br /> Sucu kovaya sormuş:<br /><br /> "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?...<br /><br /> Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı."<br /><br /> Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allah'ın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz. Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.<br /><br /> "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum."<br /><br /> "Neden?." Diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?" Kova cevap vermiş.<br /><br /> "Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun."<br /><br /> Sucu şöyle demiş:<br /><br /> "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri farketmeni istiyorum."<br /><br /> Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanını bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyununu yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.<br /><br /> Sucu kovaya sormuş:<br /><br /> "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?...<br /><br /> Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı."<br /><br /> Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allah'ın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz. Makaleler Eğitim sosyalci3582 Fri, 18 May 12 17:49:50 +0300 Pulsuz Dilekçe http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=49 Sevgili anneciğim, babacığım;<br /> <br /> Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım? Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutamayınca sizlere güvenim azalıyor.<br /><br /> Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum. Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın.Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz.Bunları çabuk unuturum.Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.<br /><br /> Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.<br /><br /> Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın.Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın.Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin.Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun.<br /><br /> Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.<br /> Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin.Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana sure tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin.Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin.Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın.Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.<br /><br /> Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin.Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır.Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.<br /><br /> Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın. Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.<br /><br /> Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim. Sevgiler, Çocuğunuz.. Sevgili anneciğim, babacığım;<br /> <br /> Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım? Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutamayınca sizlere güvenim azalıyor.<br /><br /> Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum. Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın.Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz.Bunları çabuk unuturum.Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.<br /><br /> Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.<br /><br /> Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın.Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın.Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin.Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun.<br /><br /> Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.<br /> Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin.Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana sure tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin.Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin.Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın.Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.<br /><br /> Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin.Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır.Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.<br /><br /> Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın. Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.<br /><br /> Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim. Sevgiler, Çocuğunuz.. Makaleler Eğitim prettywomann Sun, 06 May 12 14:21:14 +0300 Özgüven http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=47 Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi iyi hissetmemiz demektir. Başka bir deyişle kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmaktır. <br /><br /> <br /><br /> Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde, daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.<br /><br /> <br /><br /> Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz. <br /><br /> <br /><br /> Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyisi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.<br /><br /> <br /><br /> Çocuğun Kendisini Değerli Hissetmesinde Rol Oynayan Etkenler <br /><br /> Bireylerin kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri daha ilk yaşlardan, hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.<br /><br /> <br /><br /> Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendine özgüveni olur. <br /><br /> <br /><br /> Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.<br /><br /> <br /><br /> Özgüven sadece okul yaşamında değil, kişisel ve sosyal yaşamda da önemlidir. Araştırmacılar, birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış özgüvendir. İç özgüven, kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda hissettiklerimizdir. Dış özgüven ise dışarıya kendimizden emin olduğumuz şeklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır. <br /><br /> <br /><br /> İÇ ÖZGÜVEN <br /><br /> r6; Kendilerini severler <br /><br /> r6; Kendilerini tanırlar <br /><br /> r6; Kendilerine açık hedefler koyarlar <br /><br /> r6; Pozitif düşünürler <br /><br /> <br /><br /> A- KENDİNİ SEVME <br /><br /> Kendini seven çocuklar hem duygusal hem fiziksel gereksinimlerine değer verirler. İstedikleri şeyleri elde etme konusunda suçluluk duymazlar. İhtiyaçlarının karşılanmasını hakları olarak görürler. Övgü almayı ve ödüllendirilmeyi açık açık talep ederler. Başkalarının kendileri ile ilgilenmesinden ve kendileri için bir şeyler yapmasından çok hoşlanırlar. İyi nitelikleriyle gururlanır ve bu niteliklerinden daima yararlanırlar. Başkalarını, mutluluklarını ve yaşamlarını sabote edecek şeylerden kaçınırlar. <br /><br /> <br /><br /> B- KENDİNİ TANIMA <br /><br /> Kendini tanıyan çocuklar güçlü ve zayıf yönlerinin farkındadırlar. Hiçbir zaman kalabalığın içinde kaybolmazlar. Kendi değerlerini bilirler. Kendilerine uygun arkadaşlar bulurlar. Başkalarının görüşlerine açıktırlar ve eleştirildiklerinde hemen savunmaya geçmezler. Eksik yönlerini geliştirme ve değiştirme özellikleri vardır. Yapıcı olacağına inanırlarsa yardım almaya açıktırlar. <br /><br /> <br /><br /> C- KENDİNE AÇIK HEDEFLER KOYMA <br /><br /> Kendilerine başarabilecekleri hedefler belirlerler. Bunları başarmak içinde başkalarına bağımlı olmazlar. Yeterince motive oldukları için başkalarına kıyasla hedefleri gerçekleştirmede daha istekli ve enerjiktirler. Tutarlı davranırlar, çünkü hedef belirlerken en ayrıntılı noktaları önceden tahmin edebilirler. Özeleştiriyi öğrenmişlerdir. Kendi ilerlemelerini kontrol edebilirler. Kolay karar verebilirler. <br /><br /> <br /><br /> D- POZİTİF DÜŞÜNME <br /><br /> Pozitif düşünen çocukların iyi deneyimler yaşama ve bunlardan iyi sonuçlar elde etme konusunda umutları vardır. İnsanlar hakkındaki düşünceleri genellikle olumludur. Her sorunun bir çözümü olacağına inanırlar. Geleceğin geçmişten daima iyi olacağına inanırlar. Yaşamlarındaki değişikliklere çabuk uyum sağlarlar. Değişikliklerin insanı ilerletip geliştireceğine inanırlar. <br /><br /> <br /><br /> DIŞ ÖZGÜVEN <br /><br /> r6; İletişim<br /><br /> r6; Kendini İfade Edebilme <br /><br /> r6; Duygularını Kontrol Edebilme <br /><br /> <br /><br /> A- İLETİŞİM <br /><br /> İletişim konusunda beceriler kazanmış olan bir çocuk başkalarını anlayışla, sakin ve dikkatle dinleyebilir. Yüzeysel konulardan, daha derin sohbetlere ne zaman, nasıl geçeceklerini bilirler. Başkalarının sözsüz ifadelerinden ve beden dilinden anlarlar. Utanıp sıkılmadan toplum önünde konuşurlar. <br /><br /> <br /><br /> B- KENDİNİ İYİ İFADE EDEBİLME <br /><br /> Kendini iyi ifade edebilen çocuklar, dolaysız yoldan ve açıkça gereksinimlerini söylerler. Kendilerinin ve başkalarının haklarını korurlar. Teşvik etmeyi bilirler ve karşısındakinin de kendisini teşvik etmesini isterler. Övgü kabul ederler, başkasını övebilirler. Gerektiğinde etkin bir şekilde şikayet ve mücadele edebilirler. <br /><br /> <br /><br /> C- DUYGULARINI KONTROL EDEBİLME <br /><br /> Duyguları ile başa çıkabilen çocuklar duygularının esiri olmazlar. Beklenmedik davranışlar göstermezler. Korkuları ve endişeleri ile başa çıkabildikleri için riskleri göze alabilirler. Mutsuzluklarının kendilerini sürekli engellemesine izin vermedikleri için sıkıntılı dönemlerini kısa sürede atlatabilirler. Anlaşmazlık olduğunda kendilerini iyi savunurlar. Kıskançlık, öfke gibi doğal olan duyguları yaşadıklarında suçluluğa kapılmazlar. İlişkilerinde neşe, sevgi ve mutluluk ararlar. <br /><br /> <br /><br /> ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENLERİNİ SAĞLAMAK İÇİN YAPILACAK ŞEYLER <br /><br /> <br /><br /> 1- Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.<br /><br /> Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin. <br /><br /> <br /><br /> 2- Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.<br /><br /> Unutmayın kendine özgüven duymak kendini beğenmişlik ya da kibirlilik demek değildir. Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik içinde hissetmektir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni yok ya da düşük demektir.<br /><br /> <br /><br /> 3- Çocuğunuza gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun. <br /><br /> Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin. Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler. <br /><br /> <br /><br /> 4- Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkarmasında yardımcı olun. <br /><br /> Çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine özgüven duymalarını sağlamış olursunuz. <br /><br /> <br /><br /> 5- Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için önemli ve değerli olduğunu gösterin. <br /><br /> Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın. Çocuklara eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerin. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarsanız, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır. <br /><br /> <br /><br /> 6- Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. <br /><br /> Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. "Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın. <br /><br /> <br /><br /> 7- Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın. <br /><br /> Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda bunu şiddet olarak değerlendirecektir. Kendisi de kızdığında bağırmanın fiziksel veya sözel şiddet uygulamanın normal olduğu düşünecek kendi ilişkilerinde de bu yolu tercih edecektir. <br /><br /> <br /><br /> 8- Beklentileriniz çoğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. <br /><br /> Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın. <br /><br /> <br /><br /> 9- Çocuklarınıza sorumluluklar verin. <br /><br /> Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler. <br /><br /> <br /><br /> 10- Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil her şeyine değer verdiğinizi ve takdir ettiğinizi belirtin. <br /><br /> Küçük bile olsa yaptığı güzel birşey ya da davranışı için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin. Ama anne babanın en önemli etkileme aracının, çocuklarıyla olan ilişkisi olduğunu her zaman hatırlayın. Çocuğunuza değer veren bir ilişki, doğal olarak onun özgüvenini artırır. Koşullu sevgi çocuklarda korkular, bağımlılıklar ve özgüven sorunları doğurur. Kişi ve davranışı birbirinden farklıdır. Bir çocuğun kişiliğini onun davranışıyla karıştırmayın. Çocuklarınızı yaptıkları şeyler yüzünden değil, kendileri oldukları için sevdiğinizi belli edin. <br /><br /> <br /><br /> 11- Ne yaparlarsa yapsınlar onlara sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. <br /><br /> Çocuklarınızı disipline edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disipline etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın. <br /><br /> <br /><br /> 12- Birlikte vakit geçirin. <br /><br /> Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin. <br /><br /> <br /><br /> 13- Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. <br /><br /> "Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim" ya da "Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin. <br /><br /> <br /><br /> 14- Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini eleştirmeden tartışın. <br /><br /> Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarf ederler. Onun karakterine değil, yaptığı şeye hitap ederek konuşun. Kontrollerini kaybederek çocuklarını eleştiren anne baba, kontrolü çocuklara vermiş olur. Örneğin, 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin yatağına fırlattığı için sinirlisiniz. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Yapma!" yerine, "Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur. <br /><br /> <br /><br /> BENLİK SAYGISINI AZALTACAK BİR DİL<br /><br /> Aşağıdaki sözcükleri belki çok masumca kullanıyorsunuzdur. Fakat unutmayın ki, bu sözcüklere eşlik eden sözsüz bir dil de varsa, işte o zaman sözcükler artık aşağılayıcı ve zarar verici olur. <br /><br /> <br /><br /> r6; Etiketlemek <br /><br /> Ne kadar inatçısın<br /><br /> Ah şimdiki nesil<br /><br /> <br /><br /> r6; Amatör psikologlar <br /><br /> Bence senin sorunun<br /><br /> Bu sana göre bir iş değil<br /><br /> Sen yapamazsın<br /><br /> <br /><br /> r6; Mesafe koymak<br /><br /> Seni dinlemiyorum<br /><br /> <br /><br /> r6; Karşılaştırmak<br /><br /> Ablan hiç böyle davranmazdı<br /><br /> Benim zamanımda<br /><br /> <br /><br /> r6; Abartma<br /><br /> Sen zaten her zaman<br /><br /> Bütün söylediklerim bir kulağından giriyor bir kulağından çıkıyor<br /><br /> <br /><br /> r6; Yaşla alay etmek <br /><br /> Bebek gibisin<br /><br /> Büyüdüğünü zannediyorsun ama<br /><br /> <br /><br /> r6; Büyüklük taslamak<br /><br /> Senin yaşında birisi için oldukça iyi<br /><br /> İlk deneme için hiç fena değil<br /><br /> <br /><br /> r6; Alaycı Konuşmak<br /><br /> Şimdi buna çalışma mı diyorsun<br /><br /> <br /><br /> r6; Suçluluk Duygusu Aşılamak <br /><br /> Senin yüzünden başım ağrıdı<br /><br /> Ablan elinden geleni yaptı ya sen?<br /><br /> <br /><br /> r6; Kehanette Bulunmak <br /><br /> Böyle gidersen...<br /><br /> Bunu hiçbir zaman başaramayacaksın<br /><br /> <br /><br /> BENLİK SAYGISINI KAZANDIRACAK BİR DİL <br /><br /> İşte size çocuklarımıza yüksek sesle söylememiz gereken sözlerden birkaçı. Eğer aynı zamanda sesiniz sevgi doluysa, gülümsüyorsanız, ona sarılıyorsanız, gözleriniz pırıl pırılsa söylediklerinizin etkisi çok daha etkili olacaktır. <br /><br /> <br /><br /> r6; Olumlu duyguları paylaşmak <br /><br /> Seninle kitap okumak çok hoşuma gidiyor, <br /><br /> Seninle beraberken çok mutluyum. <br /><br /> <br /><br /> r6; Takdir ettiğinizi belirtme <br /><br /> ...... için kutlarım. <br /><br /> Ne kadar yaratıcısın. Şu çalışmana bir bak! <br /><br /> Ne kadar iyi bir dostsun. <br /><br /> <br /><br /> r6; Çaba ve başarılarının takdir edilmesi <br /><br /> Bütün zorluklara rağmen kaydettiğin ilerlemeye bakar mısın? <br /><br /> Kendinle övünebilirsin çünkü .... konusunda çok çaba gösterdin. <br /><br /> <br /><br /> r6; Onu koşulsuz kabul ettiğinizi gösterme <br /><br /> Bu hatayı yapman normal, şimdi nasıl düzelteceğimize bakalım. <br /><br /> Her zaman kusursuz olamazsın ki! <br /><br /> <br /><br /> r6; Güven duyduğunuzu belirtme <br /><br /> Eminim elinden geleni yapacaksın. <br /><br /> Bu konuda senin fikrin benim için çok önemli. <br /><br /> Bu konuda bana yardım edebilir misin? Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi iyi hissetmemiz demektir. Başka bir deyişle kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmaktır. <br /><br /> <br /><br /> Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde, daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.<br /><br /> <br /><br /> Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz. <br /><br /> <br /><br /> Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyisi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.<br /><br /> <br /><br /> Çocuğun Kendisini Değerli Hissetmesinde Rol Oynayan Etkenler <br /><br /> Bireylerin kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri daha ilk yaşlardan, hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.<br /><br /> <br /><br /> Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendine özgüveni olur. <br /><br /> <br /><br /> Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.<br /><br /> <br /><br /> Özgüven sadece okul yaşamında değil, kişisel ve sosyal yaşamda da önemlidir. Araştırmacılar, birbirlerini tamamlayan iki çeşit özgüvenden bahsetmektedirler. Bunlardan birincisi iç, diğeri dış özgüvendir. İç özgüven, kendimizden memnun ve kendimizle barışık olduğumuza dair inancımız ve bu konuda hissettiklerimizdir. Dış özgüven ise dışarıya kendimizden emin olduğumuz şeklinde verdiğimiz görüntü ve davranışlardır. <br /><br /> <br /><br /> İÇ ÖZGÜVEN <br /><br /> r6; Kendilerini severler <br /><br /> r6; Kendilerini tanırlar <br /><br /> r6; Kendilerine açık hedefler koyarlar <br /><br /> r6; Pozitif düşünürler <br /><br /> <br /><br /> A- KENDİNİ SEVME <br /><br /> Kendini seven çocuklar hem duygusal hem fiziksel gereksinimlerine değer verirler. İstedikleri şeyleri elde etme konusunda suçluluk duymazlar. İhtiyaçlarının karşılanmasını hakları olarak görürler. Övgü almayı ve ödüllendirilmeyi açık açık talep ederler. Başkalarının kendileri ile ilgilenmesinden ve kendileri için bir şeyler yapmasından çok hoşlanırlar. İyi nitelikleriyle gururlanır ve bu niteliklerinden daima yararlanırlar. Başkalarını, mutluluklarını ve yaşamlarını sabote edecek şeylerden kaçınırlar. <br /><br /> <br /><br /> B- KENDİNİ TANIMA <br /><br /> Kendini tanıyan çocuklar güçlü ve zayıf yönlerinin farkındadırlar. Hiçbir zaman kalabalığın içinde kaybolmazlar. Kendi değerlerini bilirler. Kendilerine uygun arkadaşlar bulurlar. Başkalarının görüşlerine açıktırlar ve eleştirildiklerinde hemen savunmaya geçmezler. Eksik yönlerini geliştirme ve değiştirme özellikleri vardır. Yapıcı olacağına inanırlarsa yardım almaya açıktırlar. <br /><br /> <br /><br /> C- KENDİNE AÇIK HEDEFLER KOYMA <br /><br /> Kendilerine başarabilecekleri hedefler belirlerler. Bunları başarmak içinde başkalarına bağımlı olmazlar. Yeterince motive oldukları için başkalarına kıyasla hedefleri gerçekleştirmede daha istekli ve enerjiktirler. Tutarlı davranırlar, çünkü hedef belirlerken en ayrıntılı noktaları önceden tahmin edebilirler. Özeleştiriyi öğrenmişlerdir. Kendi ilerlemelerini kontrol edebilirler. Kolay karar verebilirler. <br /><br /> <br /><br /> D- POZİTİF DÜŞÜNME <br /><br /> Pozitif düşünen çocukların iyi deneyimler yaşama ve bunlardan iyi sonuçlar elde etme konusunda umutları vardır. İnsanlar hakkındaki düşünceleri genellikle olumludur. Her sorunun bir çözümü olacağına inanırlar. Geleceğin geçmişten daima iyi olacağına inanırlar. Yaşamlarındaki değişikliklere çabuk uyum sağlarlar. Değişikliklerin insanı ilerletip geliştireceğine inanırlar. <br /><br /> <br /><br /> DIŞ ÖZGÜVEN <br /><br /> r6; İletişim<br /><br /> r6; Kendini İfade Edebilme <br /><br /> r6; Duygularını Kontrol Edebilme <br /><br /> <br /><br /> A- İLETİŞİM <br /><br /> İletişim konusunda beceriler kazanmış olan bir çocuk başkalarını anlayışla, sakin ve dikkatle dinleyebilir. Yüzeysel konulardan, daha derin sohbetlere ne zaman, nasıl geçeceklerini bilirler. Başkalarının sözsüz ifadelerinden ve beden dilinden anlarlar. Utanıp sıkılmadan toplum önünde konuşurlar. <br /><br /> <br /><br /> B- KENDİNİ İYİ İFADE EDEBİLME <br /><br /> Kendini iyi ifade edebilen çocuklar, dolaysız yoldan ve açıkça gereksinimlerini söylerler. Kendilerinin ve başkalarının haklarını korurlar. Teşvik etmeyi bilirler ve karşısındakinin de kendisini teşvik etmesini isterler. Övgü kabul ederler, başkasını övebilirler. Gerektiğinde etkin bir şekilde şikayet ve mücadele edebilirler. <br /><br /> <br /><br /> C- DUYGULARINI KONTROL EDEBİLME <br /><br /> Duyguları ile başa çıkabilen çocuklar duygularının esiri olmazlar. Beklenmedik davranışlar göstermezler. Korkuları ve endişeleri ile başa çıkabildikleri için riskleri göze alabilirler. Mutsuzluklarının kendilerini sürekli engellemesine izin vermedikleri için sıkıntılı dönemlerini kısa sürede atlatabilirler. Anlaşmazlık olduğunda kendilerini iyi savunurlar. Kıskançlık, öfke gibi doğal olan duyguları yaşadıklarında suçluluğa kapılmazlar. İlişkilerinde neşe, sevgi ve mutluluk ararlar. <br /><br /> <br /><br /> ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENLERİNİ SAĞLAMAK İÇİN YAPILACAK ŞEYLER <br /><br /> <br /><br /> 1- Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.<br /><br /> Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin. <br /><br /> <br /><br /> 2- Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.<br /><br /> Unutmayın kendine özgüven duymak kendini beğenmişlik ya da kibirlilik demek değildir. Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik içinde hissetmektir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni yok ya da düşük demektir.<br /><br /> <br /><br /> 3- Çocuğunuza gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun. <br /><br /> Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin. Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler. <br /><br /> <br /><br /> 4- Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkarmasında yardımcı olun. <br /><br /> Çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine özgüven duymalarını sağlamış olursunuz. <br /><br /> <br /><br /> 5- Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için önemli ve değerli olduğunu gösterin. <br /><br /> Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın. Çocuklara eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerin. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarsanız, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır. <br /><br /> <br /><br /> 6- Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. <br /><br /> Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. "Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın. <br /><br /> <br /><br /> 7- Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın. <br /><br /> Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda bunu şiddet olarak değerlendirecektir. Kendisi de kızdığında bağırmanın fiziksel veya sözel şiddet uygulamanın normal olduğu düşünecek kendi ilişkilerinde de bu yolu tercih edecektir. <br /><br /> <br /><br /> 8- Beklentileriniz çoğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. <br /><br /> Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın. <br /><br /> <br /><br /> 9- Çocuklarınıza sorumluluklar verin. <br /><br /> Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler. <br /><br /> <br /><br /> 10- Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil her şeyine değer verdiğinizi ve takdir ettiğinizi belirtin. <br /><br /> Küçük bile olsa yaptığı güzel birşey ya da davranışı için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin. Ama anne babanın en önemli etkileme aracının, çocuklarıyla olan ilişkisi olduğunu her zaman hatırlayın. Çocuğunuza değer veren bir ilişki, doğal olarak onun özgüvenini artırır. Koşullu sevgi çocuklarda korkular, bağımlılıklar ve özgüven sorunları doğurur. Kişi ve davranışı birbirinden farklıdır. Bir çocuğun kişiliğini onun davranışıyla karıştırmayın. Çocuklarınızı yaptıkları şeyler yüzünden değil, kendileri oldukları için sevdiğinizi belli edin. <br /><br /> <br /><br /> 11- Ne yaparlarsa yapsınlar onlara sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. <br /><br /> Çocuklarınızı disipline edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disipline etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın. <br /><br /> <br /><br /> 12- Birlikte vakit geçirin. <br /><br /> Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin. <br /><br /> <br /><br /> 13- Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. <br /><br /> "Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim" ya da "Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin. <br /><br /> <br /><br /> 14- Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini eleştirmeden tartışın. <br /><br /> Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarf ederler. Onun karakterine değil, yaptığı şeye hitap ederek konuşun. Kontrollerini kaybederek çocuklarını eleştiren anne baba, kontrolü çocuklara vermiş olur. Örneğin, 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin yatağına fırlattığı için sinirlisiniz. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Yapma!" yerine, "Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur. <br /><br /> <br /><br /> BENLİK SAYGISINI AZALTACAK BİR DİL<br /><br /> Aşağıdaki sözcükleri belki çok masumca kullanıyorsunuzdur. Fakat unutmayın ki, bu sözcüklere eşlik eden sözsüz bir dil de varsa, işte o zaman sözcükler artık aşağılayıcı ve zarar verici olur. <br /><br /> <br /><br /> r6; Etiketlemek <br /><br /> Ne kadar inatçısın<br /><br /> Ah şimdiki nesil<br /><br /> <br /><br /> r6; Amatör psikologlar <br /><br /> Bence senin sorunun<br /><br /> Bu sana göre bir iş değil<br /><br /> Sen yapamazsın<br /><br /> <br /><br /> r6; Mesafe koymak<br /><br /> Seni dinlemiyorum<br /><br /> <br /><br /> r6; Karşılaştırmak<br /><br /> Ablan hiç böyle davranmazdı<br /><br /> Benim zamanımda<br /><br /> <br /><br /> r6; Abartma<br /><br /> Sen zaten her zaman<br /><br /> Bütün söylediklerim bir kulağından giriyor bir kulağından çıkıyor<br /><br /> <br /><br /> r6; Yaşla alay etmek <br /><br /> Bebek gibisin<br /><br /> Büyüdüğünü zannediyorsun ama<br /><br /> <br /><br /> r6; Büyüklük taslamak<br /><br /> Senin yaşında birisi için oldukça iyi<br /><br /> İlk deneme için hiç fena değil<br /><br /> <br /><br /> r6; Alaycı Konuşmak<br /><br /> Şimdi buna çalışma mı diyorsun<br /><br /> <br /><br /> r6; Suçluluk Duygusu Aşılamak <br /><br /> Senin yüzünden başım ağrıdı<br /><br /> Ablan elinden geleni yaptı ya sen?<br /><br /> <br /><br /> r6; Kehanette Bulunmak <br /><br /> Böyle gidersen...<br /><br /> Bunu hiçbir zaman başaramayacaksın<br /><br /> <br /><br /> BENLİK SAYGISINI KAZANDIRACAK BİR DİL <br /><br /> İşte size çocuklarımıza yüksek sesle söylememiz gereken sözlerden birkaçı. Eğer aynı zamanda sesiniz sevgi doluysa, gülümsüyorsanız, ona sarılıyorsanız, gözleriniz pırıl pırılsa söylediklerinizin etkisi çok daha etkili olacaktır. <br /><br /> <br /><br /> r6; Olumlu duyguları paylaşmak <br /><br /> Seninle kitap okumak çok hoşuma gidiyor, <br /><br /> Seninle beraberken çok mutluyum. <br /><br /> <br /><br /> r6; Takdir ettiğinizi belirtme <br /><br /> ...... için kutlarım. <br /><br /> Ne kadar yaratıcısın. Şu çalışmana bir bak! <br /><br /> Ne kadar iyi bir dostsun. <br /><br /> <br /><br /> r6; Çaba ve başarılarının takdir edilmesi <br /><br /> Bütün zorluklara rağmen kaydettiğin ilerlemeye bakar mısın? <br /><br /> Kendinle övünebilirsin çünkü .... konusunda çok çaba gösterdin. <br /><br /> <br /><br /> r6; Onu koşulsuz kabul ettiğinizi gösterme <br /><br /> Bu hatayı yapman normal, şimdi nasıl düzelteceğimize bakalım. <br /><br /> Her zaman kusursuz olamazsın ki! <br /><br /> <br /><br /> r6; Güven duyduğunuzu belirtme <br /><br /> Eminim elinden geleni yapacaksın. <br /><br /> Bu konuda senin fikrin benim için çok önemli. <br /><br /> Bu konuda bana yardım edebilir misin? Makaleler Eğitim Özkan Toksoy Thu, 03 May 12 12:10:35 +0300 Geleceğini Biliyordum... http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=46 Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.<br /> İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.<br /> Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,<br /> -Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.<br /> Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.<br /> Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı.<br /> Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;<br /> -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.<br /> -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdir30;<br /> -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?<br /> -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.<br /> Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:<br /> -Geleceğini biliyordumr30; Geleceğini biliyordumr30;<br /> <br /> Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.<br /> r16;Her sabah Afrikar17;da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.<br /> Her sabah Afrikar17;da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.<br /> ASLAN veya CEYLAN olmanız fark etmez. GÜNEŞ doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur. <br /> Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar.<br /> Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir ÖYKÜYE benzer.<br /> Ancak ÖYKÜNÜN UZUN olması DEĞİL,İYİ olması önemlidir. Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.<br /> İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.<br /> Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,<br /> -Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.<br /> Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.<br /> Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı.<br /> Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;<br /> -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.<br /> -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdir30;<br /> -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?<br /> -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.<br /> Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:<br /> -Geleceğini biliyordumr30; Geleceğini biliyordumr30;<br /> <br /> Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.<br /> r16;Her sabah Afrikar17;da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.<br /> Her sabah Afrikar17;da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.<br /> ASLAN veya CEYLAN olmanız fark etmez. GÜNEŞ doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur. <br /> Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar.<br /> Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir ÖYKÜYE benzer.<br /> Ancak ÖYKÜNÜN UZUN olması DEĞİL,İYİ olması önemlidir. Makaleler Eğitim sosyalci3582 Wed, 25 Apr 12 16:01:22 +0300 Edeb http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=45 Girdim ilim meclisine,eyledim kıldım taleb...<br /> Dediler ilim geride kalsın, ille EDEB ille EDEB... Girdim ilim meclisine,eyledim kıldım taleb...<br /> Dediler ilim geride kalsın, ille EDEB ille EDEB... Makaleler Eğitim MARİ Thu, 22 Mar 12 22:03:43 +0200 Ergenlik http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=44 Ergenlik (puberte), insanlarda meydana gelen "yetişkinliğe ilk adım" evresidir. Ergenlik, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. Ergenlik, bireyde çocuksu tutum ve davranışlarının yerini yetişkinlik tutum ve davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı, bireyin erişkin rolüne psikolojik ve somatik olarak hazırlandığı dönemdir. Çocukluk çağı olarak adlandırılan yaşlarda, sosyal toplum bilinci (süper ego) gelişmemişken, ergenlik dönemine giren gençlerde toplumsal kabullenilme, bir grubun parçası olma (süper ego ve ego) kavramları gelişir. Vücut hormonlarından cinsiyet ile ilgili olan (sekonder cinsiyet hormonları) östrojen veya androjenlerin üretimi bu dönemde pik yaptığından ergen adayının psikolojisi sebepsiz değişimler gösterir. Genel olarak 12-20 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır. <br /><br />Ergenliğe giriş yaşı; genetik (ailesel), ırk, sosyoekonomik şartlar (çocuk yaşta evlendirme, ağır bedensel yük altında çalıştırılan çocuklar) ve iklim gibi faktörlerden etkilenir. Bazı Zenci kabileleri ve eski Araplarda ergenlik iklimin etkisiyle daha erken başlarken Kuzey yarım küredeki Norveç, Finlandiya gibi az güneş alan soğuk bölgelerde ergenlik yaşı daha geçtir. Genel olarak kızlar erkeklere oranla iki yıl kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle bu dönem ülkemizde kızlarda 10-12 yaşları arasında erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Ergenliğin sonuna doğru bu farkın kapandığı görülür. <br /><br />Ergenliğe giriş için kesin bir zaman yoksa da genel olarak kızlar 9-13 yaş arasında ve erkeklerden daha erken ergenliğe girerler. Bu nedenle yaşamın bu döneminde kızlar -erkekler kendilerini yakalayıncaya kadar- birkaç yıl erkeklerden daha uzun ve daha olgundurlar. <br /><br /><strong>Ergenlik döneminde görülen değişiklikler </strong><br /><br /><strong>Kızlarda</strong>; <br /><br />Vücut ağırlığı 6-18 kg artar. Boyları 10-20 cm uzar. Göğüsler belirginleşir (telarj), adet kanaması başlar (menarj), cinsel (genital) bölgelerde ve koltuk altlarında kıllanma meydana gelir (pubarj). Hormonal salgılar arttığı için deri yağlanır ve sivilcelenme olur. Overler (yumurtalık), foliküllerde her ay bir ovumu (yumurta hücresi) geliştirir. Yumurta, Ovaryum folikülünden, fallop tüplerinden biri aracılığıyla uterus a(rahim)geçer. Eğer bu yumurta bir spermle döllenirse rahme implante olur ve orada bir fetüs, plasenta ve fötal(fetal) membranlar gelişir. Yumurta döllenmezse "adet kanaması" (menarj) yolu ile vucuttan atılır. <br /><br /><strong>Erkeklerde</strong>; <br /><br />Vücut ağırlığı 7-20 kg artar. Boyları 10-30 cm uzar. Ses çatallaşmaya başlayarak erkeğe has biçimde kalınlaşır. Deri yağlanır ve sivilce çıkar. Pubertal atılım adı verilen boyca uzama, hacimce irileşme başlar. Kas dokusu artarak vücuda iri erkeksi görünüm verir. Yüz, kollar, corpus penis (penis cismi) hariç genital alan, göğüs ve bacaklar erkeğe has biçimde tüylenir. Androjen (erkeklik hormonu) salgısının zirve yapması nedeniyle penis ve testisler olgunlaşmaya başlar. Bu da peniste erektilite (ereksiyon) ve uyarılabilme (excitability) kabiliyeti artar, testisler erkek gamet (üreme hücresi) olan spermleri üretmeye başlar. (Kaynak:Wiki Sözlük) <br /><br />İnsan yaşamı boyunca sürekli bir gelişim ve değişim içindedir. Gençlik (Ergenlik) dönemi, belki de bu gelişim sürecinin en önemli evresini oluşturur. Çocukluktan erişkinliğe geçiş olan ergenlik dönemi, bireyde gözlenebilen sürekli bir süratli gelişimini kapsamaktadır. <br /><br />"Fırtınalı ve gerginlik" dönemi olarak da açıklanabilen ergenlik, hangi toplumda olursa olsun, her bireyin yaşadığı bir evrendir. <br /><br />Ergenlik evresi içindeki dönemlere bakıldığında, uzmanların büyük çoğunluğu, 12-15 yaş dolaylarını olumsuz bir dönem olarak nitelendirmektedirler. Karşıtlık, dengesizlik olgularıyla nitelendirilen bu dönemden sonra gelen 16-21 yaşları arasındaki dönem ise, olumluluk dönemi olarak kabul edilmektedir. <br /><br />Ergenlik döneminde otoriteye karşı olma, söz dinlememe, eleştirme, hata bulma gencin tutumlarındandır. Gelişme döneminde anne-baba tarafından bazen çocuk, bazen yetişkin gibi algılanan çocuk, ne zaman ne şekilde davranacağını bilemez. Gelişmekte olan bedenine, cinsel ve duygusal gelişimlerine ayak uyduramaz, "kimlik karmaşası"na düşebilir. Yetişkin baskılı ve disiplinli davranmaktan çok, gence karşı sevgi gösteren, güven veren, önemseyen ve değer veren bir tutum içine girmesi onun kimlik geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Ergen, birinin karşıtı ikizli duygular dile getirebilir. Yetişkinin uzaktan denetimine ihtiyaç duyar. Aynı zamanda anne-babanın en yetişkinin güvenini kazanmaya, kendine güvenilen bir insan olmaya ihtiyaç duyar. Kendisine güven duyulmaması onda kaygı yaratır. <br /><br />Ergenlik döneminin temel özelliklerinden biri olan güvensizlik, ergenin atılgan, gösterişçi ya da çekingen bir birey olmasına sebep olabilir. Bu evrede ergen, başkalarının kendisi hakkında verecekleri hükümler konusunda aşırı derecede duyarlıdır. <br /><br />Ergen bu dönemde kişilik arayışları içindedir, arkadaş gurupları değişebilir. <br /><br />Ergen kendisi ile çok ilgilidir. Ayna karşısında dakikalarca vakit harcayabilirler. Kararsızdırlar, elbise seçimine ve giyimine önem verirler. Kendilerinin özgür bırakılmalarını isterler. Ebeveyne isyankar tutum içine girebilirler. <br /><br />Bu dönemde okul başarılarında düşme olabilir. <br /><br />Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi, çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir. <br /><br />Genç, ana-babasına güven duyduğu ölçüde, sorunlarına onları da ortak eder ve böylelikle çözümü kolaylaştırmış olur. Diyalogun çocukluk yıllarından bu yana kopuk olması, gençlik döneminde gencin ana-babasıyla zıtlaşmasına, kutuplaşmasına sebep olabilir. Zaman içinde genç gibi, ana - babası da, birbirlerinin varlıklarından rahatsız olmaya başlarlar. <br /><br />Kuşaklar arası çatışmaya sebep olan diğer etkenlerin başında, büyümeyle yeni olanaklar edinen ergenin kendini yetişkin olarak kabul ettirme çabası gelir. Ergen bu yolla kişiliğini kabul ettirmeye çalışır. Davranışlarından dolayı kendisine çocuk muamelesi yapılan genç, sık sık isyan eder. <br /><br />Aile için de ergene yöneltilen farklı tutumlar, ergenin dengesizlik ve kararsızlığını artırırlar. Örneğin, bir gün: "Sen daha çocuksun, bunu bilmezsin!" diyen bir yetişkinin, bir başka gün: "Kocaman bir adam oldun, hala bilemiyorsun!" şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir sebeptir. <br /><br />Ergenin görüş ve düşüncelerini hiçbir zaman bir tebessüm, ya da alaylı bir gülüşme ile karşılanmamalı, ya da kendisine "Bu konular hakkında sen ne bilirsin ki?", "Onları düşünebilmek için daha çok küçüksün!" gibi sözler söylenmemelidir. <br /><br />Eğer ergen, evde kendi gücünü kanıtlayacak bir girişimde bulummuşsa, bu faaliyetini sürdürebilmesi için kendisine cesaret verilmelidir. Ergenin ilk girişimleri uygunsuz ve başarısız bile olsa, tavır değişmemelidir. Bu işlemde ana-babanın sabrı gerekebilir. <br /><br />Anne-babalar, öncelikle bu evrenin, gelişim gereği, geçici bir bunalım dönemi olduğunun bilincinde olmalıdırlar. <br /><br />Bunun yanında; anne-babalar objektif, dengeli, sabırlı ve kuvvetli olmaya özen göstermelidirler. <br /><br />Ergeni başkalarının önünde eleştirmemeye, davranışlarını başkalarıyla kıyaslamamaya özellikle dikkat etmelidirler. <br /><br />Ergenin artık bir çocuk olmadığının, sözle ve davranışla hatırlatarak, onun için gerekli olan destek ve güveni sağlamalıdırlar. <br /><br />Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve düzenli bir iletişim kurarak diyalogu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak, en akıllı çözüm yolu olmaktadır. <br /><br /><strong>ERGENLİK DÖNEMİDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR</strong> <br /><br />Ergenlerin en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler. Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler. Aslında ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır. <br /><br />Başarı ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi toparlayamamak , ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikayet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler. Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler. <br /><br /><strong>ERGENİN AİLE İÇİ İLİŞKİ VE SORUNLARI</strong> <br /><br />Ergenin davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. Bu gereksinimi karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum, ailedir. <br /><br />Ergen yaşadığı toplumda, kendi görev ve statüsü hakkında açık seçik bir fikre sahip değildir. Kendisine yetişkin görev ve sorumlulukların verilmemesi ergeni mutsuz kılar.<br />Aile yuvasında gördüklerinin olgunlaşmakta olan ergenin kişilik yapısında biçimlendirmede çok büyük, çok derin etkisi vardır. Aile yuvasının havası ve ortamı, aile bireyleri arasındaki ilişkiden doğar. Ama baba ile çocuk arasındaki belli başlı ilişkiler, güçlünün tutumuyla gücün yani otoritelerin türünü ve bunların ergen üzerindeki etkisi ile gencin bunu algılayışını belirler. <br /><br />Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişe tepkiye koşut olarak otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur . <br />Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı,olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu olumsuz bir döneme dönüştürebilir. <br /><br />İkna ederek denetlemeyi seçen ana -babanın çocuğu, onların duygu, düşünce, değer ve beklentileri hakkında sebepleri ve sonuçları ile birlikte bilgi sahibidir. Anlaşılır ve tutarlı tepkilerin birikimi, hangi davranışın sonuçlarının ne olacağını belirlemiştir. <br /><br />Dolayısıyla genç, hem davranış seçimlerinde kendini özgün görebilir, hem de seçimleri hakkında kısıtlanacağından çekinmeden ana-babasına danışabilecek bir durumdadır.<br />Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana-babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyalogu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir. <br /><br />Ergenlerin bu dönemde ailelerine olan bağımlılıkları azalır. Hiçbir şey beğenmez, sürekli şikayet edecek bir şeyler bulurlar. Eve istediği zaman girip çıkmak ister. Ailesinin en ufak bir eleştirisine büyük tepkiler verir. Kendine yöneltilen eleştirileri kabul etmez, sürekli eleştirmeyi sever. Boş vermişlik içindedir. Anne babasının beğenileriyle alay eder. Anne babasının düşüncelerini eskimiş bulur. Onlardan öğrenecek hiçbir şeyi kalmamış sanır. Bu dönemde aileye büyük bir görev düşer. Aile bu davranışların bir süre sonra geçeceğini bilmeli ve sabırlı davranmalıdır. Aileyle fikir bazında çatışma , isyankar tutum bu dönemde artar. <br /><center><--PAGEBREAK--></center><strong>AİLELERİN ŞİKAYETLERİ</strong> <br /><br />¬ Hırçınlaştı. Ders çalışmıyor. Sorumluluk duygusu yok. Canım sıkılıyor diyor. En küçük isteklerini sert bir dille bildiriyor. Kardeşlerini kızdırmaktan zevk alıyor. <br /><br />¬ Okuduğunu anlamıyor gibi. Durgunlaştı,dalgınlaştı. Çabuk karamsarlığa düşüyor. Ara sıra hiç yoktan huysuzlaşıyor. Sert karşılıklar veriyor. <br /><br />¬ İleri derecede alıngan. Derslerinde gene başarılı ama oyuna,eğlenceye çok düştü. Olur olmaz her şeye ağlıyor. Evde huzursuz dışarıda sıkılgan. <br /><br />¬ Her istediğini yaptırmak istiyor. Aşırı süsleniyor. Siz bana karışmazsınız diyor. Babasından çekindiği için dolambaçlı yollara sapıyor. <br /><br />¬ Derslerinde başarılı. Hiç sorun çıkartmayan bir çocuk. İki kez okula gitmemiş. Arkadaşlarıyla gezmiş. Sorunca yalan söyledi. Bu davranışı bizi çok şaşırttı. <br /><br />¬ Çok harçlık istiyor. Çok geziyor,eve girmek istemiyor. Spora çok düştü. Derslerine boş veriyor. Banyoya sokamıyoruz. Ellerini bile yıkatamıyoruz. Saçını kestiremiyoruz <br /><br />¬ Son derece asi ve hırçın olmaya başladı. Başına buyruk olmak istiyor. Dayak,kötü söz,tatlı söz hiçbiri sonuç vermiyor. Bir psikologla mı görüşmeliyim? <br /><br /><strong>ÇOCUKLARIN ŞİKAYETLERİ</strong> <br /><br />¬ Büyüklerin anlayışsızlığı ve baskısı,onur kırıcı davranışlar <br /><br />¬ Arkadaş edinmede güçlük <br /><br />¬ Kız-erkek arkadaşlığının olmaması, <br /><br />¬ Kız erkek arkadaşlığının aile ve çevre tarafından anlaşılmaması ve karşı çıkılması <br /><br />¬ Boş zamanlarını etkin bir biçimde değerlendirecekleri yerlerin,olanakların olmaması <br /><br />¬ Evde ve okulda dayağın bir eğitim aracı olarak kullanılması <br /><br />¬ Cinsel sorunlarını aile üyeleriyle konuşamamak <br /><br />¬ Çocuk yerine konmak,ana-babaya karşılık verememek <br /><br />¬ Ana-babanın arkadaş seçimlerine karışmaları <br /><br />¬ Yeni tanıştıkları insanlarla rahat konuşamamak <br /><br />¬ İzinsiz dışarı çıkamamak <br /><br />¬ Kendine güven duymamak,sık sık yaptığı hatalardan dolayı utanmak <br /><br />¬ Ölüm korkusu,dini konulara aşırı eğilim,neyin doğru neyin yanlış olduğunun araştırılması <br /><br />¬ Dikkati toplayamamak,Ders çalışırken zamanını iyi değerlendirememek <br /><br />¬ Ders çalışmasını engelleyecek bir çok yan uğraşların olması <br /><br />Arkadaşlarıyla ilişkisi: <br /><br />¬ Ergen için arkadaşları çok önemlidir. <br /><br />¬ Arkadaşlarının kendisi için ne düşündüğü çok önemlidir. <br /><br />¬ Bu dönemde ergenler kendi aralarında arkadaş grupları oluştururlar. <br /><br />¬ Bu grupların kendi aralarında yazısız kuralları vardır. Kurallarına uyan kişileri gruplarına alırlar. <br /><br />¬ Her ergen bir arkadaş grubunda olmak ister. <br /><br />¬ Erkeklerin kurdukları gruplar daha kalabalıktır, ilişkiler yüzeyseldir. <br /><br />¬ Kızlardan oluşan gruplar daha küçüktür, ilişkiler ise daha sıkıdır. <br /><br />¬ Ailesi içinde geçimsizlik ve dengesizlik olan ergenlerde, bir baskı hakim ise masum arkadaş grupları yerine çeteye yönelir. <br /><br />Kız-erkek ilişkisi: <br /><br />¬ Ergenliğin ortalarına doğru, karşı cinse olan ilgi artar. <br /><br />¬ Ergen, karşı cinsin ilgisini çekebilmek için giyim kuşamına dikkat eder. <br /><br />¬ Ergenlik dönemiyle ilgili duygular: <br /><br />¬ Kızlar, erkeklerden daha erken duygusal olgunluğa ulaşır ve duygularını kontrol edebilirler. <br /><br />¬ Ergenin duygularında bir yoğunlaşma görülür, bunu ergen dışarı vurma ihtiyacı güder. <br /><br />¬ Ergen yaşadığı olumsuz duyguları bağırarak, ağlayarak, el - kol hareketleri yaparak belli eder. <br /><br />¬ Ergenin yaşadıkları olumlu duygularsa ergen şiir yazar, öykü yazar ya da hatıra tutar. <br /><br />¬ Ergen duygularını daha çok arkadaşlarıyla paylaşmaktan hoşlanır. <br /><br />¬ Aşık olmak bu dönemde baskın bir duygudur. Bazen bunu karşı cinse belli edebilir, bazen de duygularını saklamayı tercih edebilir. <br /><br />¬ Bu dönemde aşırı şekilde hayal kurma görülür. <br /><br />¬ Ergende yalnız kalma isteği vardır. <br /><br />¬ Ergen, sosyal ilişkilerden korkar. <br /><br />¬ Sevgi, ergenin ihtiyacı olan bir duygudur. <br /><br />Soyut işlemler: <br /><br />¬ Genelleme, tümdengelim - tümden varım zihinsel işlemleri rahatlıkla yapabilir. <br /><br />¬ Bir sorunun çözümünde bir çok faktörü görebilir ve ele alabilir. <br /><br />¬ Mecazi söyleyişi anlayabilir. <br /><br />¬ Miza ve espri anlayışı da gelişmiştir. <br /><br />¬ Mantık oyunlarını sever ve onlarla uğraşır. <br /><br />¬ Tartışmalara katılmayı sever. <br /><br />¬ İnsanlık, hürriyet, adalet ve din gibi soyut kavramları anlamaya başlarlar ve düşünebilirler. <br /><br />¬ Kişiye, yere ve zamana göre değişen görece kavramlar da bu dönemde edinilir. <br /><br />¬ Kuralların değişebileceğini kavramaya başlar. <br /><br />¬ Ergen kendi kendini çok eleştirir, kendini çok eleştirdiği için de herkes tarafından eleştirildiğini sanır. <br /><br />¬ Sanki herkesin dikkati onun üzerindedir, herkes onun dış görünüşüne çok önem vermektedir. <br /><br />¬ Ergenin ben merkezci düşünce biçiminin diğer bir özelliği de kendi düşüncesinin, kendi inançlarının en doğru en orijinal olduğunu sanmasıdır. <br /><br />Ergen bir çelişkiler dünyasında yaşamaktadır. Bir yandan çevresindekilerin kendisine ilişkin düşüncelerine çok önem verirken, bir yandan da kendisini herkesten daha akıllı sanmaktadır. <br /><br />Ergenler kendilerini olduğu gibi yargılamadan kabul eden, sevgi, saygı gösteren, güven ve destek veren özdeşim modelleri ile karşılaşma şansına sahip olurlarsa, sağlıklı bir kimlik geliştirebilirler. <br /><br />Ergenlik dönemi, kısaca bireyin çevresiyle ve kendisiyle çatışma halinde olduğu bir dönemdir. Ergenlik (puberte), insanlarda meydana gelen "yetişkinliğe ilk adım" evresidir. Ergenlik, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. Ergenlik, bireyde çocuksu tutum ve davranışlarının yerini yetişkinlik tutum ve davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı, bireyin erişkin rolüne psikolojik ve somatik olarak hazırlandığı dönemdir. Çocukluk çağı olarak adlandırılan yaşlarda, sosyal toplum bilinci (süper ego) gelişmemişken, ergenlik dönemine giren gençlerde toplumsal kabullenilme, bir grubun parçası olma (süper ego ve ego) kavramları gelişir. Vücut hormonlarından cinsiyet ile ilgili olan (sekonder cinsiyet hormonları) östrojen veya androjenlerin üretimi bu dönemde pik yaptığından ergen adayının psikolojisi sebepsiz değişimler gösterir. Genel olarak 12-20 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır. <br /><br />Ergenliğe giriş yaşı; genetik (ailesel), ırk, sosyoekonomik şartlar (çocuk yaşta evlendirme, ağır bedensel yük altında çalıştırılan çocuklar) ve iklim gibi faktörlerden etkilenir. Bazı Zenci kabileleri ve eski Araplarda ergenlik iklimin etkisiyle daha erken başlarken Kuzey yarım küredeki Norveç, Finlandiya gibi az güneş alan soğuk bölgelerde ergenlik yaşı daha geçtir. Genel olarak kızlar erkeklere oranla iki yıl kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle bu dönem ülkemizde kızlarda 10-12 yaşları arasında erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Ergenliğin sonuna doğru bu farkın kapandığı görülür. <br /><br />Ergenliğe giriş için kesin bir zaman yoksa da genel olarak kızlar 9-13 yaş arasında ve erkeklerden daha erken ergenliğe girerler. Bu nedenle yaşamın bu döneminde kızlar -erkekler kendilerini yakalayıncaya kadar- birkaç yıl erkeklerden daha uzun ve daha olgundurlar. <br /><br /><strong>Ergenlik döneminde görülen değişiklikler </strong><br /><br /><strong>Kızlarda</strong>; <br /><br />Vücut ağırlığı 6-18 kg artar. Boyları 10-20 cm uzar. Göğüsler belirginleşir (telarj), adet kanaması başlar (menarj), cinsel (genital) bölgelerde ve koltuk altlarında kıllanma meydana gelir (pubarj). Hormonal salgılar arttığı için deri yağlanır ve sivilcelenme olur. Overler (yumurtalık), foliküllerde her ay bir ovumu (yumurta hücresi) geliştirir. Yumurta, Ovaryum folikülünden, fallop tüplerinden biri aracılığıyla uterus a(rahim)geçer. Eğer bu yumurta bir spermle döllenirse rahme implante olur ve orada bir fetüs, plasenta ve fötal(fetal) membranlar gelişir. Yumurta döllenmezse "adet kanaması" (menarj) yolu ile vucuttan atılır. <br /><br /><strong>Erkeklerde</strong>; <br /><br />Vücut ağırlığı 7-20 kg artar. Boyları 10-30 cm uzar. Ses çatallaşmaya başlayarak erkeğe has biçimde kalınlaşır. Deri yağlanır ve sivilce çıkar. Pubertal atılım adı verilen boyca uzama, hacimce irileşme başlar. Kas dokusu artarak vücuda iri erkeksi görünüm verir. Yüz, kollar, corpus penis (penis cismi) hariç genital alan, göğüs ve bacaklar erkeğe has biçimde tüylenir. Androjen (erkeklik hormonu) salgısının zirve yapması nedeniyle penis ve testisler olgunlaşmaya başlar. Bu da peniste erektilite (ereksiyon) ve uyarılabilme (excitability) kabiliyeti artar, testisler erkek gamet (üreme hücresi) olan spermleri üretmeye başlar. (Kaynak:Wiki Sözlük) <br /><br />İnsan yaşamı boyunca sürekli bir gelişim ve değişim içindedir. Gençlik (Ergenlik) dönemi, belki de bu gelişim sürecinin en önemli evresini oluşturur. Çocukluktan erişkinliğe geçiş olan ergenlik dönemi, bireyde gözlenebilen sürekli bir süratli gelişimini kapsamaktadır. <br /><br />"Fırtınalı ve gerginlik" dönemi olarak da açıklanabilen ergenlik, hangi toplumda olursa olsun, her bireyin yaşadığı bir evrendir. <br /><br />Ergenlik evresi içindeki dönemlere bakıldığında, uzmanların büyük çoğunluğu, 12-15 yaş dolaylarını olumsuz bir dönem olarak nitelendirmektedirler. Karşıtlık, dengesizlik olgularıyla nitelendirilen bu dönemden sonra gelen 16-21 yaşları arasındaki dönem ise, olumluluk dönemi olarak kabul edilmektedir. <br /><br />Ergenlik döneminde otoriteye karşı olma, söz dinlememe, eleştirme, hata bulma gencin tutumlarındandır. Gelişme döneminde anne-baba tarafından bazen çocuk, bazen yetişkin gibi algılanan çocuk, ne zaman ne şekilde davranacağını bilemez. Gelişmekte olan bedenine, cinsel ve duygusal gelişimlerine ayak uyduramaz, "kimlik karmaşası"na düşebilir. Yetişkin baskılı ve disiplinli davranmaktan çok, gence karşı sevgi gösteren, güven veren, önemseyen ve değer veren bir tutum içine girmesi onun kimlik geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Ergen, birinin karşıtı ikizli duygular dile getirebilir. Yetişkinin uzaktan denetimine ihtiyaç duyar. Aynı zamanda anne-babanın en yetişkinin güvenini kazanmaya, kendine güvenilen bir insan olmaya ihtiyaç duyar. Kendisine güven duyulmaması onda kaygı yaratır. <br /><br />Ergenlik döneminin temel özelliklerinden biri olan güvensizlik, ergenin atılgan, gösterişçi ya da çekingen bir birey olmasına sebep olabilir. Bu evrede ergen, başkalarının kendisi hakkında verecekleri hükümler konusunda aşırı derecede duyarlıdır. <br /><br />Ergen bu dönemde kişilik arayışları içindedir, arkadaş gurupları değişebilir. <br /><br />Ergen kendisi ile çok ilgilidir. Ayna karşısında dakikalarca vakit harcayabilirler. Kararsızdırlar, elbise seçimine ve giyimine önem verirler. Kendilerinin özgür bırakılmalarını isterler. Ebeveyne isyankar tutum içine girebilirler. <br /><br />Bu dönemde okul başarılarında düşme olabilir. <br /><br />Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi, çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir. <br /><br />Genç, ana-babasına güven duyduğu ölçüde, sorunlarına onları da ortak eder ve böylelikle çözümü kolaylaştırmış olur. Diyalogun çocukluk yıllarından bu yana kopuk olması, gençlik döneminde gencin ana-babasıyla zıtlaşmasına, kutuplaşmasına sebep olabilir. Zaman içinde genç gibi, ana - babası da, birbirlerinin varlıklarından rahatsız olmaya başlarlar. <br /><br />Kuşaklar arası çatışmaya sebep olan diğer etkenlerin başında, büyümeyle yeni olanaklar edinen ergenin kendini yetişkin olarak kabul ettirme çabası gelir. Ergen bu yolla kişiliğini kabul ettirmeye çalışır. Davranışlarından dolayı kendisine çocuk muamelesi yapılan genç, sık sık isyan eder. <br /><br />Aile için de ergene yöneltilen farklı tutumlar, ergenin dengesizlik ve kararsızlığını artırırlar. Örneğin, bir gün: "Sen daha çocuksun, bunu bilmezsin!" diyen bir yetişkinin, bir başka gün: "Kocaman bir adam oldun, hala bilemiyorsun!" şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir sebeptir. <br /><br />Ergenin görüş ve düşüncelerini hiçbir zaman bir tebessüm, ya da alaylı bir gülüşme ile karşılanmamalı, ya da kendisine "Bu konular hakkında sen ne bilirsin ki?", "Onları düşünebilmek için daha çok küçüksün!" gibi sözler söylenmemelidir. <br /><br />Eğer ergen, evde kendi gücünü kanıtlayacak bir girişimde bulummuşsa, bu faaliyetini sürdürebilmesi için kendisine cesaret verilmelidir. Ergenin ilk girişimleri uygunsuz ve başarısız bile olsa, tavır değişmemelidir. Bu işlemde ana-babanın sabrı gerekebilir. <br /><br />Anne-babalar, öncelikle bu evrenin, gelişim gereği, geçici bir bunalım dönemi olduğunun bilincinde olmalıdırlar. <br /><br />Bunun yanında; anne-babalar objektif, dengeli, sabırlı ve kuvvetli olmaya özen göstermelidirler. <br /><br />Ergeni başkalarının önünde eleştirmemeye, davranışlarını başkalarıyla kıyaslamamaya özellikle dikkat etmelidirler. <br /><br />Ergenin artık bir çocuk olmadığının, sözle ve davranışla hatırlatarak, onun için gerekli olan destek ve güveni sağlamalıdırlar. <br /><br />Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve düzenli bir iletişim kurarak diyalogu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak, en akıllı çözüm yolu olmaktadır. <br /><br /><strong>ERGENLİK DÖNEMİDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR</strong> <br /><br />Ergenlerin en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler. Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler. Aslında ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır. <br /><br />Başarı ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi toparlayamamak , ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikayet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler. Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler. <br /><br /><strong>ERGENİN AİLE İÇİ İLİŞKİ VE SORUNLARI</strong> <br /><br />Ergenin davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. Bu gereksinimi karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum, ailedir. <br /><br />Ergen yaşadığı toplumda, kendi görev ve statüsü hakkında açık seçik bir fikre sahip değildir. Kendisine yetişkin görev ve sorumlulukların verilmemesi ergeni mutsuz kılar.<br />Aile yuvasında gördüklerinin olgunlaşmakta olan ergenin kişilik yapısında biçimlendirmede çok büyük, çok derin etkisi vardır. Aile yuvasının havası ve ortamı, aile bireyleri arasındaki ilişkiden doğar. Ama baba ile çocuk arasındaki belli başlı ilişkiler, güçlünün tutumuyla gücün yani otoritelerin türünü ve bunların ergen üzerindeki etkisi ile gencin bunu algılayışını belirler. <br /><br />Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişe tepkiye koşut olarak otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur . <br />Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı,olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu olumsuz bir döneme dönüştürebilir. <br /><br />İkna ederek denetlemeyi seçen ana -babanın çocuğu, onların duygu, düşünce, değer ve beklentileri hakkında sebepleri ve sonuçları ile birlikte bilgi sahibidir. Anlaşılır ve tutarlı tepkilerin birikimi, hangi davranışın sonuçlarının ne olacağını belirlemiştir. <br /><br />Dolayısıyla genç, hem davranış seçimlerinde kendini özgün görebilir, hem de seçimleri hakkında kısıtlanacağından çekinmeden ana-babasına danışabilecek bir durumdadır.<br />Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana-babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyalogu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir. <br /><br />Ergenlerin bu dönemde ailelerine olan bağımlılıkları azalır. Hiçbir şey beğenmez, sürekli şikayet edecek bir şeyler bulurlar. Eve istediği zaman girip çıkmak ister. Ailesinin en ufak bir eleştirisine büyük tepkiler verir. Kendine yöneltilen eleştirileri kabul etmez, sürekli eleştirmeyi sever. Boş vermişlik içindedir. Anne babasının beğenileriyle alay eder. Anne babasının düşüncelerini eskimiş bulur. Onlardan öğrenecek hiçbir şeyi kalmamış sanır. Bu dönemde aileye büyük bir görev düşer. Aile bu davranışların bir süre sonra geçeceğini bilmeli ve sabırlı davranmalıdır. Aileyle fikir bazında çatışma , isyankar tutum bu dönemde artar. <br /><center><--PAGEBREAK--></center><strong>AİLELERİN ŞİKAYETLERİ</strong> <br /><br />¬ Hırçınlaştı. Ders çalışmıyor. Sorumluluk duygusu yok. Canım sıkılıyor diyor. En küçük isteklerini sert bir dille bildiriyor. Kardeşlerini kızdırmaktan zevk alıyor. <br /><br />¬ Okuduğunu anlamıyor gibi. Durgunlaştı,dalgınlaştı. Çabuk karamsarlığa düşüyor. Ara sıra hiç yoktan huysuzlaşıyor. Sert karşılıklar veriyor. <br /><br />¬ İleri derecede alıngan. Derslerinde gene başarılı ama oyuna,eğlenceye çok düştü. Olur olmaz her şeye ağlıyor. Evde huzursuz dışarıda sıkılgan. <br /><br />¬ Her istediğini yaptırmak istiyor. Aşırı süsleniyor. Siz bana karışmazsınız diyor. Babasından çekindiği için dolambaçlı yollara sapıyor. <br /><br />¬ Derslerinde başarılı. Hiç sorun çıkartmayan bir çocuk. İki kez okula gitmemiş. Arkadaşlarıyla gezmiş. Sorunca yalan söyledi. Bu davranışı bizi çok şaşırttı. <br /><br />¬ Çok harçlık istiyor. Çok geziyor,eve girmek istemiyor. Spora çok düştü. Derslerine boş veriyor. Banyoya sokamıyoruz. Ellerini bile yıkatamıyoruz. Saçını kestiremiyoruz <br /><br />¬ Son derece asi ve hırçın olmaya başladı. Başına buyruk olmak istiyor. Dayak,kötü söz,tatlı söz hiçbiri sonuç vermiyor. Bir psikologla mı görüşmeliyim? <br /><br /><strong>ÇOCUKLARIN ŞİKAYETLERİ</strong> <br /><br />¬ Büyüklerin anlayışsızlığı ve baskısı,onur kırıcı davranışlar <br /><br />¬ Arkadaş edinmede güçlük <br /><br />¬ Kız-erkek arkadaşlığının olmaması, <br /><br />¬ Kız erkek arkadaşlığının aile ve çevre tarafından anlaşılmaması ve karşı çıkılması <br /><br />¬ Boş zamanlarını etkin bir biçimde değerlendirecekleri yerlerin,olanakların olmaması <br /><br />¬ Evde ve okulda dayağın bir eğitim aracı olarak kullanılması <br /><br />¬ Cinsel sorunlarını aile üyeleriyle konuşamamak <br /><br />¬ Çocuk yerine konmak,ana-babaya karşılık verememek <br /><br />¬ Ana-babanın arkadaş seçimlerine karışmaları <br /><br />¬ Yeni tanıştıkları insanlarla rahat konuşamamak <br /><br />¬ İzinsiz dışarı çıkamamak <br /><br />¬ Kendine güven duymamak,sık sık yaptığı hatalardan dolayı utanmak <br /><br />¬ Ölüm korkusu,dini konulara aşırı eğilim,neyin doğru neyin yanlış olduğunun araştırılması <br /><br />¬ Dikkati toplayamamak,Ders çalışırken zamanını iyi değerlendirememek <br /><br />¬ Ders çalışmasını engelleyecek bir çok yan uğraşların olması <br /><br />Arkadaşlarıyla ilişkisi: <br /><br />¬ Ergen için arkadaşları çok önemlidir. <br /><br />¬ Arkadaşlarının kendisi için ne düşündüğü çok önemlidir. <br /><br />¬ Bu dönemde ergenler kendi aralarında arkadaş grupları oluştururlar. <br /><br />¬ Bu grupların kendi aralarında yazısız kuralları vardır. Kurallarına uyan kişileri gruplarına alırlar. <br /><br />¬ Her ergen bir arkadaş grubunda olmak ister. <br /><br />¬ Erkeklerin kurdukları gruplar daha kalabalıktır, ilişkiler yüzeyseldir. <br /><br />¬ Kızlardan oluşan gruplar daha küçüktür, ilişkiler ise daha sıkıdır. <br /><br />¬ Ailesi içinde geçimsizlik ve dengesizlik olan ergenlerde, bir baskı hakim ise masum arkadaş grupları yerine çeteye yönelir. <br /><br />Kız-erkek ilişkisi: <br /><br />¬ Ergenliğin ortalarına doğru, karşı cinse olan ilgi artar. <br /><br />¬ Ergen, karşı cinsin ilgisini çekebilmek için giyim kuşamına dikkat eder. <br /><br />¬ Ergenlik dönemiyle ilgili duygular: <br /><br />¬ Kızlar, erkeklerden daha erken duygusal olgunluğa ulaşır ve duygularını kontrol edebilirler. <br /><br />¬ Ergenin duygularında bir yoğunlaşma görülür, bunu ergen dışarı vurma ihtiyacı güder. <br /><br />¬ Ergen yaşadığı olumsuz duyguları bağırarak, ağlayarak, el - kol hareketleri yaparak belli eder. <br /><br />¬ Ergenin yaşadıkları olumlu duygularsa ergen şiir yazar, öykü yazar ya da hatıra tutar. <br /><br />¬ Ergen duygularını daha çok arkadaşlarıyla paylaşmaktan hoşlanır. <br /><br />¬ Aşık olmak bu dönemde baskın bir duygudur. Bazen bunu karşı cinse belli edebilir, bazen de duygularını saklamayı tercih edebilir. <br /><br />¬ Bu dönemde aşırı şekilde hayal kurma görülür. <br /><br />¬ Ergende yalnız kalma isteği vardır. <br /><br />¬ Ergen, sosyal ilişkilerden korkar. <br /><br />¬ Sevgi, ergenin ihtiyacı olan bir duygudur. <br /><br />Soyut işlemler: <br /><br />¬ Genelleme, tümdengelim - tümden varım zihinsel işlemleri rahatlıkla yapabilir. <br /><br />¬ Bir sorunun çözümünde bir çok faktörü görebilir ve ele alabilir. <br /><br />¬ Mecazi söyleyişi anlayabilir. <br /><br />¬ Miza ve espri anlayışı da gelişmiştir. <br /><br />¬ Mantık oyunlarını sever ve onlarla uğraşır. <br /><br />¬ Tartışmalara katılmayı sever. <br /><br />¬ İnsanlık, hürriyet, adalet ve din gibi soyut kavramları anlamaya başlarlar ve düşünebilirler. <br /><br />¬ Kişiye, yere ve zamana göre değişen görece kavramlar da bu dönemde edinilir. <br /><br />¬ Kuralların değişebileceğini kavramaya başlar. <br /><br />¬ Ergen kendi kendini çok eleştirir, kendini çok eleştirdiği için de herkes tarafından eleştirildiğini sanır. <br /><br />¬ Sanki herkesin dikkati onun üzerindedir, herkes onun dış görünüşüne çok önem vermektedir. <br /><br />¬ Ergenin ben merkezci düşünce biçiminin diğer bir özelliği de kendi düşüncesinin, kendi inançlarının en doğru en orijinal olduğunu sanmasıdır. <br /><br />Ergen bir çelişkiler dünyasında yaşamaktadır. Bir yandan çevresindekilerin kendisine ilişkin düşüncelerine çok önem verirken, bir yandan da kendisini herkesten daha akıllı sanmaktadır. <br /><br />Ergenler kendilerini olduğu gibi yargılamadan kabul eden, sevgi, saygı gösteren, güven ve destek veren özdeşim modelleri ile karşılaşma şansına sahip olurlarsa, sağlıklı bir kimlik geliştirebilirler. <br /><br />Ergenlik dönemi, kısaca bireyin çevresiyle ve kendisiyle çatışma halinde olduğu bir dönemdir. Makaleler Eğitim Özkan Toksoy Thu, 15 Mar 12 12:08:58 +0200 Geleceğin Suçlusu Nasıl Yetiştirilir? http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=43 Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları <br /><br />*- Daha küçükken çocuğa istediği herşeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır. <br /><br />*- Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akilli olduğuna inanacaktır. <br /><br />*- Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin! <br /><br />*- Yerde bıraktığı herşeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için herşeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın! <br /><br />*- Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin. <br /><br />*- Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin. <br /><br />*- Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin. <br /><br />*- Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karsı peşin hükümleri oluşsun. <br />*- Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç islerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!! <br /><br />Bu belge ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır. Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları <br /><br />*- Daha küçükken çocuğa istediği herşeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır. <br /><br />*- Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akilli olduğuna inanacaktır. <br /><br />*- Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin! <br /><br />*- Yerde bıraktığı herşeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için herşeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın! <br /><br />*- Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin. <br /><br />*- Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin. <br /><br />*- Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin. <br /><br />*- Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karsı peşin hükümleri oluşsun. <br />*- Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç islerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!! <br /><br />Bu belge ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır. Makaleler Eğitim mostar Wed, 14 Mar 12 18:45:20 +0200 &#39;Ders çalış!&#39; diyorlar ama kimse nasıl çalışacağımı söylemiyor http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=41 Anne-babalarda 'ödevimi yaptım' diyen çocuklarının yeterli ders çalıştığı kanaati hakimdir. Ödevini hızlıca yapan öğrencinin bu durumu bir yanılgıya yol açar. Çalışma temposunu ayarlayamamış çocuk, sınav zamanlarında büyük sıkıntılar yaşar. Bunun için her gün ödevin yanı sıra günlük derslerin tekrarı ve bir sonraki güne hazırlık yapılmalıdır.<br /><br />Tüm anne-babalar ve eğitimciler çocuklarına ve öğrencilere "git, odanda ders çalış" veya "ders çalışırsan daha başarılı olursun" şeklinde yönlendirmeler yapıyor. Aslında gözümüzden kaçan bir nokta var. O da 'Nasıl ders çalışmalı?' sorusunun sorulmaması ya da cevaplanmamasıdır. Öğrenciler birinci dönem istedikleri başarıyı elde edememişlerse o zaman daha iyi olmak için verdikleri sözü yerine getirmeleri için taktik kazanmalılar veya taktik değiştirmeliler.<br /><br />Eğitim öğretimde en önemli yaklaşım, herkese uygun bir tavsiye veya genel geçer bir tavsiye yoktur. Anne-babalar çocukları ile alakalı olarak ders çalış diyorlar ama çocuklarının nasıl çalışacağını söyleyemiyorlar. Öğrencilerin öğrenme tarzları, karakteristik özellikleri veya zekâ türleri birbirinden farklı olabilir. O zaman çocuklarımız için tavsiyede bulunurken, onun tanınması, zekâ türünün, karakteristik özelliklerinin ve bunun paralelinde olan öğrenme tarzının iyi analiz edilmesi gerekmektedir.<br /><br />Ders çalışmaya başlamak için; öncelikle çalışılacak mekâna dikkat etmek gerekir. Aşırı uyarıcılardan uzak, görsel malzemenin bol olduğu yerler yerine daha sade mekânlar tercih edilmeli.<br /><br />Havalandırması iyi yapılmış ve sıcaklık değerlerine dikkat edilmiş mekânlar olmalı. Ne çok sıcak ne de soğuk olmamalı. Çalışma masası öğrencinin biyolojik özelliklerine uygun olmalı. Sandalyesi veya koltuğu çok da rahat olmamalı. Oturmaya uygun olmalı, uyumaya değil. Uzanarak değil mutlaka masa başında çalışılmalı. Gürültüden uzak, TV, telefon gibi uyarıcıların tesirinden arındırılmış olmalı. Öğrencilerin çalışma odaları, salonlar veya televizyon başları değildir. Yani televizyon, radyo, müzikçalar açıkken ders çalışılmaz, 'Ben çalışıyorum' diyenler kesinlikle kendilerini kandırıyorlar.<br /><br />Hedefsiz olarak başlanmış çalışmalar sonuçsuz kalacaktır. Ödevler ders tekrarlarıdır. Çalışmayı pekiştirir ama çalışma biraz da gelecek konulara bakmak ve anlamadan konu geçmemeye çalışmak için yapılır. Öğrencilerin en çok kaçırdıkları budur. Ödevler hızlıca yapılır. Ders çalıştım, ödevimi bitirdim şeklinde ifadelerle aile bireyleri ve kendisini kandırdığını zanneder. Bu tempo biraz da tembelliğe alıştırır. Sonra sınav dönemlerinde tempo artırılması gerektiğinde bu şekilde çalışan öğrenciler zorlanır. Hangi konuyu çalışacağım, nereden başlayacağım ve nerede bitireceğim soruları cevaplanmalı ve öğle çalışmaya başlanmalıdır. Bireysel farklılık göstermekle birlikte 45-50'şer dakikalık periyotlar halinde çalışmalar disipline edilmelidir.<br /><br />Haftaya hazırlıklı girilmeli<br /><br />Hafta içinde okul dönüşü zihin ve beden biraz dinlendirilerek her akşam çalışılmalıdır. Hafta sonu cuma akşamına ailecek bir etkinlik konulmalı ve ailecek dinlenilmelidir. Cumartesi ihmal edilmemeli ve çalışılmalı, pazar günü de haftaya hazırlık olarak değerlendirilmelidir. Hazırlıklı girilmiş bir haftanın daha başarılı ve verimli geçtiği gözlenmiştir.<br /><br />Ders çalışma alışkanlığı ile kitap okuma arasındaki ilişki göz önünde bulundurularak mutlaka akşamları, okul dersleri haricinde kitap okunabilmelidir. Gelişmiş ülkelerde kişi başına günde 24 dakika kitap okumaya ayrıldığını düşünürsek bu konuya özen gösterilmeli, aile bireylerinin de katılımıyla kitap okunmalıdır. Ebeveynler unutmamalıdır ki, birlikte yapılan faaliyetler ailelerin kimlik ve kişiliklerini oluşturup bunun yeni kuşaklara aktarılmasını sağlarlar. Çocuklar daha çok görerek modeli gözlemleme yoluyla öğrenirler. Anne-babalarda 'ödevimi yaptım' diyen çocuklarının yeterli ders çalıştığı kanaati hakimdir. Ödevini hızlıca yapan öğrencinin bu durumu bir yanılgıya yol açar. Çalışma temposunu ayarlayamamış çocuk, sınav zamanlarında büyük sıkıntılar yaşar. Bunun için her gün ödevin yanı sıra günlük derslerin tekrarı ve bir sonraki güne hazırlık yapılmalıdır.<br /><br />Tüm anne-babalar ve eğitimciler çocuklarına ve öğrencilere "git, odanda ders çalış" veya "ders çalışırsan daha başarılı olursun" şeklinde yönlendirmeler yapıyor. Aslında gözümüzden kaçan bir nokta var. O da 'Nasıl ders çalışmalı?' sorusunun sorulmaması ya da cevaplanmamasıdır. Öğrenciler birinci dönem istedikleri başarıyı elde edememişlerse o zaman daha iyi olmak için verdikleri sözü yerine getirmeleri için taktik kazanmalılar veya taktik değiştirmeliler.<br /><br />Eğitim öğretimde en önemli yaklaşım, herkese uygun bir tavsiye veya genel geçer bir tavsiye yoktur. Anne-babalar çocukları ile alakalı olarak ders çalış diyorlar ama çocuklarının nasıl çalışacağını söyleyemiyorlar. Öğrencilerin öğrenme tarzları, karakteristik özellikleri veya zekâ türleri birbirinden farklı olabilir. O zaman çocuklarımız için tavsiyede bulunurken, onun tanınması, zekâ türünün, karakteristik özelliklerinin ve bunun paralelinde olan öğrenme tarzının iyi analiz edilmesi gerekmektedir.<br /><br />Ders çalışmaya başlamak için; öncelikle çalışılacak mekâna dikkat etmek gerekir. Aşırı uyarıcılardan uzak, görsel malzemenin bol olduğu yerler yerine daha sade mekânlar tercih edilmeli.<br /><br />Havalandırması iyi yapılmış ve sıcaklık değerlerine dikkat edilmiş mekânlar olmalı. Ne çok sıcak ne de soğuk olmamalı. Çalışma masası öğrencinin biyolojik özelliklerine uygun olmalı. Sandalyesi veya koltuğu çok da rahat olmamalı. Oturmaya uygun olmalı, uyumaya değil. Uzanarak değil mutlaka masa başında çalışılmalı. Gürültüden uzak, TV, telefon gibi uyarıcıların tesirinden arındırılmış olmalı. Öğrencilerin çalışma odaları, salonlar veya televizyon başları değildir. Yani televizyon, radyo, müzikçalar açıkken ders çalışılmaz, 'Ben çalışıyorum' diyenler kesinlikle kendilerini kandırıyorlar.<br /><br />Hedefsiz olarak başlanmış çalışmalar sonuçsuz kalacaktır. Ödevler ders tekrarlarıdır. Çalışmayı pekiştirir ama çalışma biraz da gelecek konulara bakmak ve anlamadan konu geçmemeye çalışmak için yapılır. Öğrencilerin en çok kaçırdıkları budur. Ödevler hızlıca yapılır. Ders çalıştım, ödevimi bitirdim şeklinde ifadelerle aile bireyleri ve kendisini kandırdığını zanneder. Bu tempo biraz da tembelliğe alıştırır. Sonra sınav dönemlerinde tempo artırılması gerektiğinde bu şekilde çalışan öğrenciler zorlanır. Hangi konuyu çalışacağım, nereden başlayacağım ve nerede bitireceğim soruları cevaplanmalı ve öğle çalışmaya başlanmalıdır. Bireysel farklılık göstermekle birlikte 45-50'şer dakikalık periyotlar halinde çalışmalar disipline edilmelidir.<br /><br />Haftaya hazırlıklı girilmeli<br /><br />Hafta içinde okul dönüşü zihin ve beden biraz dinlendirilerek her akşam çalışılmalıdır. Hafta sonu cuma akşamına ailecek bir etkinlik konulmalı ve ailecek dinlenilmelidir. Cumartesi ihmal edilmemeli ve çalışılmalı, pazar günü de haftaya hazırlık olarak değerlendirilmelidir. Hazırlıklı girilmiş bir haftanın daha başarılı ve verimli geçtiği gözlenmiştir.<br /><br />Ders çalışma alışkanlığı ile kitap okuma arasındaki ilişki göz önünde bulundurularak mutlaka akşamları, okul dersleri haricinde kitap okunabilmelidir. Gelişmiş ülkelerde kişi başına günde 24 dakika kitap okumaya ayrıldığını düşünürsek bu konuya özen gösterilmeli, aile bireylerinin de katılımıyla kitap okunmalıdır. Ebeveynler unutmamalıdır ki, birlikte yapılan faaliyetler ailelerin kimlik ve kişiliklerini oluşturup bunun yeni kuşaklara aktarılmasını sağlarlar. Çocuklar daha çok görerek modeli gözlemleme yoluyla öğrenirler. Makaleler Eğitim Buğra Tue, 21 Feb 12 22:19:29 +0200 Çocuk ve Gençlerde Spor http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=40 Spor, özellikle grup sporu, çocuğun kendi yeteneklerinden haberdar olmasına ve onları başkalarının yetenekleriyle karşılaştırabilmesine fırsat verir. Spor çocuğun, bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimine yardımcı olur. Spor sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşıdığı gibi, bedensel enerjinin ve duygusal gerilimin boşalmasına da katkıda bulunduğu için, tedavi işlevi de yüklenebilmektedir. Çocukların spora yönlendirilmesinde büyük faydalar bulunmaktadır. Spor, fiziksel aktivite, durağan yaşam ve obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynuyor, kas-iskelet sistemi gelişimini olumlu yönde destekliyor. Bunlara ek olarak da çocuğun sosyalleşmesine yardımcı oluyor, özgüvenini artırıyor.<br /><br />Altı-yedi yaşından itibaren çocuk, kendi yeteneğini akranlarının performansına bağlı olarak değerlendirmeye başlar. Bu dönemde anne baba performans yerine çabanın ve bedenin gelişiminin önemini vurgularsa, çocuğun gözünde kazanma kaybetme daha az önem taşıyacaktır. Bu bağlamda anne ve baba, "Önemli olan performans değil, çabadır." düşüncesinden hareketle, çocuğu bedensel gelişimine katkısı nedeniyle spor yapmaya özendirmeli ama kaybettiği maç skorunu önemsemeden, onu çabasından dolayı takdir etmelidir.<br /><br />Sporun bireyin ruh sağlığına getirdiği katkılardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz;<br /><br /> <ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <li>Özgüvenin ve yaşama sevincinin artması</li><br /> </ul><br /> </ul><br /> </ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <li>Boş zamanların olumlu yönde değerlendirilmesi</li><br /> </ul><br /> </ul><br /> </ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <li>Bireyin toplumsallaştırılmasına olan olumlu etkisi</li><br /> </ul><br /> </ul><br /> </ul><br /> <span style="text-decoration: underline;">Özgüvenin Artmasında Sporun Rolü<br /></span><br />Güven, istenen davranışı başarıyla sergileyebilme konusunda bireyin inancıdır. Spor ortamında çocuk veya genç, gerçekçi bir biçimde yeteneklerini bilir, kendini tanır ve kabul eder. Çocuk spor ile sorumluluklarının bilincinde olur ve duygularını kontrol altına alabilmeyi öğrenir. Örneğin, basketbol takımının bir üyesi olarak çocuk, hata bulmak yerine yapıcı olmayı, eleştirmek yerine paylaşmayı öğrenir. Özgüveni olan bir sporcu, başarma konusunda yüksek bir motivasyona ve başarı da yüksek bir beklentiye sahiptir.<br /><span style="text-decoration: underline;"><br />Bireyin Toplumsallaştırılmasına Sporun Etkisi<br /></span><br />Spor, özellikle ergenlikte artan beden enerjisinin en uygun biçimde kanalize edileceği alandır. Çocuk aktif spor yaparken, "bir gruba ait olma" ve "o grupla dayanışmaya girme" şeklinde sosyal bir işlevi yerine getirmektedir. Bu nedenle spor, toplumla iyi bir uyum sağlamış ve bütünleşmiş kişiliklerin oluşmasına katkıda bulunur. Ayrıca her spor dalının, kendi içinde barındırdığı kurallar, düzenlemeler ve uygulamalar; aslında disiplin dediğimiz sistemi, yaşantısal olarak çocuğunuza sunar. Antrenman yapmak, zamanında oyuna başlamak, kurallara uymak, çocuğunuzun tüm hayat kalitesini etkileyecek davranışlar kazanmasını sağlar. Yenilgiyle, rekabetle baş etme, tekrar deneme; hakemle, koçla, takım arkadaşlarıyla ilişki, belli bir amaca yönelme, hedefe ilerleme gibi durumlar, çocuğunuzun ileride, yetişkin bir birey olduğunda, hayatında kullanacağı önemli ve gerekli yetilerdir. Spor etkinliklerinin kazandırdığı sosyal ve fiziksel beceriler, çocuğunuzun toplum içindeki kabulünü artırır, sağlıklı olmasını destekler, kötü alışkanlıklardan uzak durmasına yardımcı olarak, sorumluluk duygusunu besler.<br /><strong><br />Sportif etkinlikleri aile olarak desteklemek için;<br /></strong><br />- Erken yaşlardan itibaren sporu vurgulayın.<br /><br />- Model olun.<br /><br />- Aile olarak geçirdiğiniz zamanlara spor etkinliklerini de ekleyin.<br /><br />- Başarılı sporcuları takip edin.<br /><br />- Okul ortamında da katılımını destekleyin.<br /><br />- Spor müsabakalarına gidin.<br /><br />- Kendi bedeni ile yapabileceği güçlü yanları keşfetmesini sağlayın.<br /><br />- Kendi fiziksel yapısına uygun değişik spor etkinlikleri denemesi için yüreklendirin. Spor, özellikle grup sporu, çocuğun kendi yeteneklerinden haberdar olmasına ve onları başkalarının yetenekleriyle karşılaştırabilmesine fırsat verir. Spor çocuğun, bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimine yardımcı olur. Spor sağlığı koruma ve güçlendirme amacı taşıdığı gibi, bedensel enerjinin ve duygusal gerilimin boşalmasına da katkıda bulunduğu için, tedavi işlevi de yüklenebilmektedir. Çocukların spora yönlendirilmesinde büyük faydalar bulunmaktadır. Spor, fiziksel aktivite, durağan yaşam ve obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynuyor, kas-iskelet sistemi gelişimini olumlu yönde destekliyor. Bunlara ek olarak da çocuğun sosyalleşmesine yardımcı oluyor, özgüvenini artırıyor.<br /><br />Altı-yedi yaşından itibaren çocuk, kendi yeteneğini akranlarının performansına bağlı olarak değerlendirmeye başlar. Bu dönemde anne baba performans yerine çabanın ve bedenin gelişiminin önemini vurgularsa, çocuğun gözünde kazanma kaybetme daha az önem taşıyacaktır. Bu bağlamda anne ve baba, "Önemli olan performans değil, çabadır." düşüncesinden hareketle, çocuğu bedensel gelişimine katkısı nedeniyle spor yapmaya özendirmeli ama kaybettiği maç skorunu önemsemeden, onu çabasından dolayı takdir etmelidir.<br /><br />Sporun bireyin ruh sağlığına getirdiği katkılardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz;<br /><br /> <ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <li>Özgüvenin ve yaşama sevincinin artması</li><br /> </ul><br /> </ul><br /> </ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <li>Boş zamanların olumlu yönde değerlendirilmesi</li><br /> </ul><br /> </ul><br /> </ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <ul><br /> <li>Bireyin toplumsallaştırılmasına olan olumlu etkisi</li><br /> </ul><br /> </ul><br /> </ul><br /> <span style="text-decoration: underline;">Özgüvenin Artmasında Sporun Rolü<br /></span><br />Güven, istenen davranışı başarıyla sergileyebilme konusunda bireyin inancıdır. Spor ortamında çocuk veya genç, gerçekçi bir biçimde yeteneklerini bilir, kendini tanır ve kabul eder. Çocuk spor ile sorumluluklarının bilincinde olur ve duygularını kontrol altına alabilmeyi öğrenir. Örneğin, basketbol takımının bir üyesi olarak çocuk, hata bulmak yerine yapıcı olmayı, eleştirmek yerine paylaşmayı öğrenir. Özgüveni olan bir sporcu, başarma konusunda yüksek bir motivasyona ve başarı da yüksek bir beklentiye sahiptir.<br /><span style="text-decoration: underline;"><br />Bireyin Toplumsallaştırılmasına Sporun Etkisi<br /></span><br />Spor, özellikle ergenlikte artan beden enerjisinin en uygun biçimde kanalize edileceği alandır. Çocuk aktif spor yaparken, "bir gruba ait olma" ve "o grupla dayanışmaya girme" şeklinde sosyal bir işlevi yerine getirmektedir. Bu nedenle spor, toplumla iyi bir uyum sağlamış ve bütünleşmiş kişiliklerin oluşmasına katkıda bulunur. Ayrıca her spor dalının, kendi içinde barındırdığı kurallar, düzenlemeler ve uygulamalar; aslında disiplin dediğimiz sistemi, yaşantısal olarak çocuğunuza sunar. Antrenman yapmak, zamanında oyuna başlamak, kurallara uymak, çocuğunuzun tüm hayat kalitesini etkileyecek davranışlar kazanmasını sağlar. Yenilgiyle, rekabetle baş etme, tekrar deneme; hakemle, koçla, takım arkadaşlarıyla ilişki, belli bir amaca yönelme, hedefe ilerleme gibi durumlar, çocuğunuzun ileride, yetişkin bir birey olduğunda, hayatında kullanacağı önemli ve gerekli yetilerdir. Spor etkinliklerinin kazandırdığı sosyal ve fiziksel beceriler, çocuğunuzun toplum içindeki kabulünü artırır, sağlıklı olmasını destekler, kötü alışkanlıklardan uzak durmasına yardımcı olarak, sorumluluk duygusunu besler.<br /><strong><br />Sportif etkinlikleri aile olarak desteklemek için;<br /></strong><br />- Erken yaşlardan itibaren sporu vurgulayın.<br /><br />- Model olun.<br /><br />- Aile olarak geçirdiğiniz zamanlara spor etkinliklerini de ekleyin.<br /><br />- Başarılı sporcuları takip edin.<br /><br />- Okul ortamında da katılımını destekleyin.<br /><br />- Spor müsabakalarına gidin.<br /><br />- Kendi bedeni ile yapabileceği güçlü yanları keşfetmesini sağlayın.<br /><br />- Kendi fiziksel yapısına uygun değişik spor etkinlikleri denemesi için yüreklendirin. Makaleler Sağlık Özkan Toksoy Sat, 04 Feb 12 14:53:17 +0200 Çapraz Ateş Altında http://www.ismetpasa34.k12.tr/makaleler.php?sayfa_no=39 Her ilişkide zaman zaman çatışmalar yaşanır. Bazen bu çatışmaların büyük fırtınalara dönüştüğü durumlar olur. Büyük çatışmalar, özellikle çocuklu ailelerde endişeye sebep olur. Eşler arasındaki çatışmaların çocukları olumsuz yönde etkilediği gerçeği uzun yıllardan beri bilinmektedir. Eşiyle olan problemlerden dolayı kendini üzgün, kızgın, yorulmuş, tükenmiş hisseden anne-baba, bir de bu problemlerin çocuklar üzerindeki etkisini düşünerek, kendini daha da çaresiz kalmış bir durumda bulabilir.<br /><br />EBEVEYNLER ARASINDAKİ ÇATIŞMALARA ÇOCUKLAR NASIL TEPKİ VERİR?<br /><br />Ebeveynler arasındaki çatışma bir kaç aylık bebeklerden başlayarak, ergenlere kadar her yaştaki çocuğu etkiler ancak, çocuklar gözlemledikleri çatışmalara farklı şekilde tepki verirler. Çocuklar yetişkinler arasındaki öfke aktarımına, genellikle ağlama, donakalma, kulakları kapatma, gergin yüz ifadesi, ortamı terk etme, çatışmaya müdahale etme, kavga eden anne-babayı önlemek için araya girme ve sözel tepkilerle karşılık verir, bazılarıysa sakin ve yardımcı bir role bürünebilirler. Bebekler ve okul öncesi çağdaki çocuklar bazen gülme, zıplama, aşırı hareketlilik gibi olumlu tepkiler veriyor gibi gözükseler de bu tepkiler mutluluktan ziyade, duyguların genel olarak uyarılmasıyla ilgilidir.<br /><br />EBEVEYNLER ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER?<br /><br />Ebeveynler arasındaki çatışma kuşkusuz her çocuğu etkiler; yapılan bir çalışmada, yetişkinler arasında çatışmayı gözlemlemiş olan çocuklar, çatışma sırasındaki duygularının genellikle üzüntü, öfke ya da korku olduğunu belirtmişlerdir. Gerçekten de, üzüntü, korku, kaygı, depresyon, öfke ve suçluluk duyguları hemen hemen her çocuğun, özellikle boşanmanın ilk yılında yaşadığı duygulardır. Yetişkinler arasındaki çatışmalar duygusal sorunlar kadar, yaşıtlara karşı agresif olma, disipline karşı çıkma, çevreye karşı ilgisizlik gibi davranışsal sorunlara veya akademik performansın düşmesi, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon kaybı gibi bilişsel sorunlara neden olabilir. Duygusal, davranışsal ve bilişsel sorunların yanı sıra, somatik sorunlar da çatışma halindeki ebeveynlerin çocuklarında çok sık rastlanan sorunlardır.<br /><br />ÇOCUKLARI EBEVEYNLER ARASINDAKİ ÇATIŞMADAN KORUMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR? <br /><br />- Kavgaları mümkün olduğunca çocuğun önünde yapmamaya özen gösterin. <br /><br />Anne-baba arasındaki kavgaların çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini göz önünde bulundurarak, doğru davranışın, çocukların olmadığı ortamda tartışmak olacağını söylemek mantıklı olacaktır.<br /><br />- Özellikle çocukla ilgili tartışmaları çocuğun önünde yapmayın. <br /><br />Çocukları en çok etkileyen kavgalar, kendileri hakkında olanlardır. Bir çalışma, çocukların kendileriyle ilgili olan kavgalara daha çok utanç, kendini suçlama ve kavganın içine çekilme korkusuyla tepki verdiğini göstermiştir. Başka bir çalışma da, çocuk yetiştirmeyle ilgili kavgaların çocuklardaki patolojiyi daha yüksek oranla açıkladığını göstermiştir. ¨ <br /><br />- Tartışmaların çözüme yönelik olmasına özen gösterin. <br /><br />Eğer çocuğunuz eşinizle olan kavganıza şahit olmuşsa, çatışmanızı çözüme ulaştırmaya özen gösterin. Anne-baba arasındaki çatışmanın çözüme ulaşması, kavganın çocuk üzerindeki duygusal ve davranışsal etkisini azaltmaktadır. Çalışmalar, çatışmanın sıklığı ve seviyesi kadar, çatışmanın altındaki anlamın da çocuklar için önemli olduğu kanıtlarını ortaya koymuştur. Çatışmanın çözüme ulaşması, bu çatışmanın yapıcı olduğunu çocukların hissetmesine yol açar, çocuğun tepkisi de buna göre değişir. Çözüme ulaşmış, yapıcı çatışmalar hem ebeveynler, hem de çocuklar için önemlidir. Her zaman çocuğun önünde çözüm bulmak mümkün olmasa da, bu konuda yapılacak açıklamadan, çocuklar fayda sağlayacaktır. Çözümün gözlenmesi ya da çözüm olduğuna dair açıklama yapılması, aynı tür etkiye sahiptir ve olumlu sonuçlanır.<br /><br />- Tartışmayı çözüme ulaştıramazsanız, çocuğunuza açıklama yapın. <br /><br />Eğer çocuğunuz sizi kavga ederken görmüşse ve kavganızı çözüme ulaştıramıyorsanız, çocuğunuza, bunun herkes için üzücü olduğunu belirtin. Anne-baba arasındaki kavgayı gözlemleyen çocuğa, çözüm olmasa bile, en azından, kavganın kendi meselelerinden kaynaklandığını, çocukla hiçbir ilgisi olmadığını açıklamakta fayda vardır. Böylece çocuktaki utanç ve kendini suçlama duyguları engellenebilir.<br /><br />- Sözel olmayan öfke ifadelerinden kaçının. <br /><br />Bazı ebeveynler, hiç bir şey söylemezlerse, öfkeli olduklarının anlaşılmayacağını düşünürler. Fakat çocuklar bunu hisseder ve aynı şekilde kaygı duyarlar. Yapılan çalışmalar, sözel olmayan şekilde gösterilen öfkenin, sözel öfke ifadesi kadar çocuklar üzerinde etki yarattığını göstermiştir. Sözel olmayan öfke ifadesinin kronikleşmesi, uzun vadede, sözel öfke ifadesinden daha ciddi sonuçlar doğurur. Öfkenin konuşulmaması durumunda, probleme çözüm bulmak için masaya yatırma olanağı olmadığından, çatışmanın çözümlenmesi de mümkün olmaz, bu nedenle gerilim devam eder.<br /> <br />- Ebeveyn rollerini aksatmamaya özen gösterin.<br /><br />Eşler arasındaki çatışmanın baskısı çoğu zaman ebeveynlerin kendi annelik-babalık rollerini aksatmalarına neden olur. Ebeveynlerin kendi rollerini uygulamakta sergilediği tutarsızlık ve etkisizlik, çocuklardaki davranış bozukluklarının en temel nedenidir.<br /><br />- Disiplin programınızı mutlaka uygulayın. <br /><br />Anne-baba arasındaki ilişki problemleri çoğu zaman çocuğa karşı disiplin problemlerine de yol açar. Tutarsız disiplin, davranış bozukluklarının en temel belirleyicilerindendir. Yani, kendi problemleriyle uğraşmaya dalan anne-baba, bazen izin verdiği davranışı bazen cezalandırabilir, hatta bazen ödüllendirebilir. Bu da istenmeyen davranışın tekrarlanma olasılığını arttırır. Çocuk artan bir şekilde negatifleşmeye başladığında, kendi ilişkisindeki problemden dolayı gerilim altında olan ebeveyn, hayatında yeni bir problem daha istemediği için, çocuğa karşı pozitif ya da nötr davranmaya başlayabilir. Ancak, negatif iletişimden kaçma çabası, çocuğun kötü davranışlarını pekiştirecektir.<br /><br />- Çocuğun duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olmaya özen gösterin. <br /><br />İlişki problemleri, ebeveynlerin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı olan hassasiyetini azaltabilir, çocuktan gelen sinyalleri algılamasını zorlaştırabilir, bu da çocukla olan duygusal ilişkinin kalitesini ve çocukla ebeveynler arasındaki bağlılığın niteliğini değiştirebilir, bu nedenle değişik türde problemlere neden olur. Eşler arasındaki çatışma, ebeveynlerin kendi kaynaklarını azaltır, kognitif süreçlerini etkiler ve kendini düzenleme yetilerini azaltır. Bu da, çocuğun davranışlarına karşı aşırı duyarlılığa ve tahammülsüzlüğe yol açabilir. Ebeveynin pasifleşmesi, tepkisizleşmesi, çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarsızlaşması, çocukla ilişkisinde geri çekilmesi, çocuğu ihmal etmesi, negatif tavırlar sergilemesi, ya da aşırı müdahaleci olması, çocuğu kötüye kullanımı gibi olumsuz ebeveyn tutumları çocukta öfke, mutsuzluk, agresyon, dışa vurum, sosyal çekilme, depresyon, anksiyete gibi problemlere neden olur.<br /><br />- Çocuğunuzla anlamlı bir ilişkiyi sürdürmeye önem verin.<br /><br />Anne-baba arasındaki soruna rağmen, ebeveyn ve çocuk arasındaki yakın ve sıcak ilişki, eleştirici olmamak, çocuğun durumunu ve ihtiyaçlarını gerekli şekilde gözlemleyebiliyor olmak, özellikle ergenlerde işlevselliğin gelişmesine yol açmaktadır. Destekleyici ev ortamında orta şiddetli çatışmalar, fayda bile sağlayabilir: çocuk stres yaratan uyaranlarla, baş etme mekanizmalarını tüketmeden, etkin bir şekilde baş etmeyi, problem çözme yetilerini geliştirmeyi öğrenir.<br /><br />- Çocuğunuzun kavgalar sırasında ortaya koyduğu bozucu davranışların altındaki motivasyonu görün.<br /><br />Çocuğun, anne-baba arasındaki kavgaları engelleyen tarzda ortaya koyduğu tepkiler, negatif pekiştireç vasıtasıyla, zaman içinde tekrarlanma şansına sahip olur. Örneğin, anne-babası kavga ederken, agresif davranışlar gösteren veya ağlayan, bu vesileyle de anne- babasının kavgasını engelleyen çocuk için, bu davranış bozuklukları kısa dönemde adap tiftir, çünkü anne-babanın dikkati, daha az ciddi bir problem olan çocuğa döner. Kavgayı önleme gibi bir işlevi olduğu için bu davranışların sonraki kavgalarda da tekrarlanma olasılığı yükselecektir. Her ilişkide zaman zaman çatışmalar yaşanır. Bazen bu çatışmaların büyük fırtınalara dönüştüğü durumlar olur. Büyük çatışmalar, özellikle çocuklu ailelerde endişeye sebep olur. Eşler arasındaki çatışmaların çocukları olumsuz yönde etkilediği gerçeği uzun yıllardan beri bilinmektedir. Eşiyle olan problemlerden dolayı kendini üzgün, kızgın, yorulmuş, tükenmiş hisseden anne-baba, bir de bu problemlerin çocuklar üzerindeki etkisini düşünerek, kendini daha da çaresiz kalmış bir durumda bulabilir.<br /><br />EBEVEYNLER ARASINDAKİ ÇATIŞMALARA ÇOCUKLAR NASIL TEPKİ VERİR?<br /><br />Ebeveynler arasındaki çatışma bir kaç aylık bebeklerden başlayarak, ergenlere kadar her yaştaki çocuğu etkiler ancak, çocuklar gözlemledikleri çatışmalara farklı şekilde tepki verirler. Çocuklar yetişkinler arasındaki öfke aktarımına, genellikle ağlama, donakalma, kulakları kapatma, gergin yüz ifadesi, ortamı terk etme, çatışmaya müdahale etme, kavga eden anne-babayı önlemek için araya girme ve sözel tepkilerle karşılık verir, bazılarıysa sakin ve yardımcı bir role bürünebilirler. Bebekler ve okul öncesi çağdaki çocuklar bazen gülme, zıplama, aşırı hareketlilik gibi olumlu tepkiler veriyor gibi gözükseler de bu tepkiler mutluluktan ziyade, duyguların genel olarak uyarılmasıyla ilgilidir.<br /><br />EBEVEYNLER ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER?<br /><br />Ebeveynler arasındaki çatışma kuşkusuz her çocuğu etkiler; yapılan bir çalışmada, yetişkinler arasında çatışmayı gözlemlemiş olan çocuklar, çatışma sırasındaki duygularının genellikle üzüntü, öfke ya da korku olduğunu belirtmişlerdir. Gerçekten de, üzüntü, korku, kaygı, depresyon, öfke ve suçluluk duyguları hemen hemen her çocuğun, özellikle boşanmanın ilk yılında yaşadığı duygulardır. Yetişkinler arasındaki çatışmalar duygusal sorunlar kadar, yaşıtlara karşı agresif olma, disipline karşı çıkma, çevreye karşı ilgisizlik gibi davranışsal sorunlara veya akademik performansın düşmesi, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon kaybı gibi bilişsel sorunlara neden olabilir. Duygusal, davranışsal ve bilişsel sorunların yanı sıra, somatik sorunlar da çatışma halindeki ebeveynlerin çocuklarında çok sık rastlanan sorunlardır.<br /><br />ÇOCUKLARI EBEVEYNLER ARASINDAKİ ÇATIŞMADAN KORUMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR? <br /><br />- Kavgaları mümkün olduğunca çocuğun önünde yapmamaya özen gösterin. <br /><br />Anne-baba arasındaki kavgaların çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini göz önünde bulundurarak, doğru davranışın, çocukların olmadığı ortamda tartışmak olacağını söylemek mantıklı olacaktır.<br /><br />- Özellikle çocukla ilgili tartışmaları çocuğun önünde yapmayın. <br /><br />Çocukları en çok etkileyen kavgalar, kendileri hakkında olanlardır. Bir çalışma, çocukların kendileriyle ilgili olan kavgalara daha çok utanç, kendini suçlama ve kavganın içine çekilme korkusuyla tepki verdiğini göstermiştir. Başka bir çalışma da, çocuk yetiştirmeyle ilgili kavgaların çocuklardaki patolojiyi daha yüksek oranla açıkladığını göstermiştir. ¨ <br /><br />- Tartışmaların çözüme yönelik olmasına özen gösterin. <br /><br />Eğer çocuğunuz eşinizle olan kavganıza şahit olmuşsa, çatışmanızı çözüme ulaştırmaya özen gösterin. Anne-baba arasındaki çatışmanın çözüme ulaşması, kavganın çocuk üzerindeki duygusal ve davranışsal etkisini azaltmaktadır. Çalışmalar, çatışmanın sıklığı ve seviyesi kadar, çatışmanın altındaki anlamın da çocuklar için önemli olduğu kanıtlarını ortaya koymuştur. Çatışmanın çözüme ulaşması, bu çatışmanın yapıcı olduğunu çocukların hissetmesine yol açar, çocuğun tepkisi de buna göre değişir. Çözüme ulaşmış, yapıcı çatışmalar hem ebeveynler, hem de çocuklar için önemlidir. Her zaman çocuğun önünde çözüm bulmak mümkün olmasa da, bu konuda yapılacak açıklamadan, çocuklar fayda sağlayacaktır. Çözümün gözlenmesi ya da çözüm olduğuna dair açıklama yapılması, aynı tür etkiye sahiptir ve olumlu sonuçlanır.<br /><br />- Tartışmayı çözüme ulaştıramazsanız, çocuğunuza açıklama yapın. <br /><br />Eğer çocuğunuz sizi kavga ederken görmüşse ve kavganızı çözüme ulaştıramıyorsanız, çocuğunuza, bunun herkes için üzücü olduğunu belirtin. Anne-baba arasındaki kavgayı gözlemleyen çocuğa, çözüm olmasa bile, en azından, kavganın kendi meselelerinden kaynaklandığını, çocukla hiçbir ilgisi olmadığını açıklamakta fayda vardır. Böylece çocuktaki utanç ve kendini suçlama duyguları engellenebilir.<br /><br />- Sözel olmayan öfke ifadelerinden kaçının. <br /><br />Bazı ebeveynler, hiç bir şey söylemezlerse, öfkeli olduklarının anlaşılmayacağını düşünürler. Fakat çocuklar bunu hisseder ve aynı şekilde kaygı duyarlar. Yapılan çalışmalar, sözel olmayan şekilde gösterilen öfkenin, sözel öfke ifadesi kadar çocuklar üzerinde etki yarattığını göstermiştir. Sözel olmayan öfke ifadesinin kronikleşmesi, uzun vadede, sözel öfke ifadesinden daha ciddi sonuçlar doğurur. Öfkenin konuşulmaması durumunda, probleme çözüm bulmak için masaya yatırma olanağı olmadığından, çatışmanın çözümlenmesi de mümkün olmaz, bu nedenle gerilim devam eder.<br /> <br />- Ebeveyn rollerini aksatmamaya özen gösterin.<br /><br />Eşler arasındaki çatışmanın baskısı çoğu zaman ebeveynlerin kendi annelik-babalık rollerini aksatmalarına neden olur. Ebeveynlerin kendi rollerini uygulamakta sergilediği tutarsızlık ve etkisizlik, çocuklardaki davranış bozukluklarının en temel nedenidir.<br /><br />- Disiplin programınızı mutlaka uygulayın. <br /><br />Anne-baba arasındaki ilişki problemleri çoğu zaman çocuğa karşı disiplin problemlerine de yol açar. Tutarsız disiplin, davranış bozukluklarının en temel belirleyicilerindendir. Yani, kendi problemleriyle uğraşmaya dalan anne-baba, bazen izin verdiği davranışı bazen cezalandırabilir, hatta bazen ödüllendirebilir. Bu da istenmeyen davranışın tekrarlanma olasılığını arttırır. Çocuk artan bir şekilde negatifleşmeye başladığında, kendi ilişkisindeki problemden dolayı gerilim altında olan ebeveyn, hayatında yeni bir problem daha istemediği için, çocuğa karşı pozitif ya da nötr davranmaya başlayabilir. Ancak, negatif iletişimden kaçma çabası, çocuğun kötü davranışlarını pekiştirecektir.<br /><br />- Çocuğun duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olmaya özen gösterin. <br /><br />İlişki problemleri, ebeveynlerin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı olan hassasiyetini azaltabilir, çocuktan gelen sinyalleri algılamasını zorlaştırabilir, bu da çocukla olan duygusal ilişkinin kalitesini ve çocukla ebeveynler arasındaki bağlılığın niteliğini değiştirebilir, bu nedenle değişik türde problemlere neden olur. Eşler arasındaki çatışma, ebeveynlerin kendi kaynaklarını azaltır, kognitif süreçlerini etkiler ve kendini düzenleme yetilerini azaltır. Bu da, çocuğun davranışlarına karşı aşırı duyarlılığa ve tahammülsüzlüğe yol açabilir. Ebeveynin pasifleşmesi, tepkisizleşmesi, çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarsızlaşması, çocukla ilişkisinde geri çekilmesi, çocuğu ihmal etmesi, negatif tavırlar sergilemesi, ya da aşırı müdahaleci olması, çocuğu kötüye kullanımı gibi olumsuz ebeveyn tutumları çocukta öfke, mutsuzluk, agresyon, dışa vurum, sosyal çekilme, depresyon, anksiyete gibi problemlere neden olur.<br /><br />- Çocuğunuzla anlamlı bir ilişkiyi sürdürmeye önem verin.<br /><br />Anne-baba arasındaki soruna rağmen, ebeveyn ve çocuk arasındaki yakın ve sıcak ilişki, eleştirici olmamak, çocuğun durumunu ve ihtiyaçlarını gerekli şekilde gözlemleyebiliyor olmak, özellikle ergenlerde işlevselliğin gelişmesine yol açmaktadır. Destekleyici ev ortamında orta şiddetli çatışmalar, fayda bile sağlayabilir: çocuk stres yaratan uyaranlarla, baş etme mekanizmalarını tüketmeden, etkin bir şekilde baş etmeyi, problem çözme yetilerini geliştirmeyi öğrenir.<br /><br />- Çocuğunuzun kavgalar sırasında ortaya koyduğu bozucu davranışların altındaki motivasyonu görün.<br /><br />Çocuğun, anne-baba arasındaki kavgaları engelleyen tarzda ortaya koyduğu tepkiler, negatif pekiştireç vasıtasıyla, zaman içinde tekrarlanma şansına sahip olur. Örneğin, anne-babası kavga ederken, agresif davranışlar gösteren veya ağlayan, bu vesileyle de anne- babasının kavgasını engelleyen çocuk için, bu davranış bozuklukları kısa dönemde adap tiftir, çünkü anne-babanın dikkati, daha az ciddi bir problem olan çocuğa döner. Kavgayı önleme gibi bir işlevi olduğu için bu davranışların sonraki kavgalarda da tekrarlanma olasılığı yükselecektir. Makaleler Eğitim Özkan Toksoy Sat, 04 Feb 12 14:51:34 +0200